En Son
Ana Sayfa / Kanunlar / İş Kanunu / Hayata Direnmeyip Çalışan Bizim İşçi Çocuklarımız

Hayata Direnmeyip Çalışan Bizim İşçi Çocuklarımız

229Dünyada çocuk bayramı olan tek ülkeyiz ama çocuğa hak ettiği değeri veren bir ülke miyiz? Bu sorudan yola çıkarak UNICEF ‘in TUİK ‘in 2011–2012 yıllarında yapmış olduğu iki araştırma ve çalışmaların da ışığında bu makaleyi kaleme aldım.

T.C. Anayasasının 3. Bölümünde Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler anlatılmaktadır. Burada;

41. maddede aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanılır. Diyerek

1.    Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Teşkilatı kurar.

2.    Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

3.   Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.

Yine anayasamızın 61. maddesinde Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur tanımlamaları ile devletin sorumlulukları açık olarak belirlenmiştir.

Türkiye’de 2011 yıl sonu nüfusu olan 74,7 milyonun içinde 18 yaşından küçük yaklaşık 23 milyon, 15–24 yaş grubundan ise yaklaşık 12,5 milyon yurttaş vardır. 0–24 yaş grubu toplam yurttaş sayısı 31,4 milyondur. Nüfus artış hızı yavaşlamış olmakla birlikte, önümüzdeki daha uzun yıllar boyunca Türkiye’de gençler ve çocuklar “gelişmiş ülkelere” göre nüfusun çok daha büyük bir bölümünü oluşturmaya devam edecektir.

Türkiye, istikrarlı kurumları ve yaygın kamu hizmetleriyle üst-orta gelir düzeyinde bir ülkedir. Ülkedeki çocukların çoğu ailelerinde özenle yetiştirilmektedir; yiyecek, barınma ve diğer temel ihtiyaçları karşılanmakta ve ağırlıklı olarak kamu tarafından sağlanan eğitim ve sağlık gibi hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Çocuklar ve çocuk hakları söz konusu olduğunda Türkiye’nin çocuk yaşatma, çocuk sağlığı ve refahı, erken dönem çocuk gelişimi, çocuk haklarının izlenmesi ve çocuk katılımı, aile ve sosyal politikalar Bakanlığının kurulması,çocuk koruma, uluslararası katkı alanlarında başlıca başarı ve kazanımları gözlenmektedir.

Fakat hala ülkemizde milli geliri artmakla birlikte fırsatlar halk içinde eşit dağılmamaktadır. Maddi refah ve eğitim düzeyleri açısından ortada belirgin eşitsizlikler vardır. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitsizliği çok belirgindir. Sosyal güvenlik ağları sınırlı kalmaktadır. Kamu hizmetlerinin bir kısmı görece gelişmemiş durumdayken diğer bir kısmı kapsam ve kalite açısından eşitsizlikler içermektedir. İnsan hakları her zaman ve her durumda iyi kavranamamakta, gerekli saygıyı görememektedir. Tüm bu koşullar, Türkiye’deki kız ve erkek çocuklar için ciddi ve kimi zaman da dramatik sonuçlara yol açmaktadır.

  • Yoksulluk ( çocukların yaklaşık dörtte biri göreli yoksulluk içinde yaşamaktadır.),
  • Beslenme ( Çocuk beslenmesi alanındaki iyileşmelere karşın çocukların %10’unda çocukların çeşitli sağlık ve gelişim sorunlarına yatkınlık getirebilecek şeklinde boylarının yaşlarına göre kısa kalması.),
  • Eğitimin kalitesi,
  • Şiddet,
  • Gençlerin süreçlerde yer alması ve katılım,
  • Erken ve zorla evlendirme  gibi bir çok sorun çocuklarımızın ve ülkemizin önümde durmaktadır. Tüm bunlara rağmen  bana göre tüm bunlardan daha önemlisi;
  • Çocuk işçiliği sorunudur.

Çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinden bazıları Türkiye’de hala gözlenebilmektedir. Bu durum çocukları sağlık ve gelişim haklarından yoksun bırakmakta, karşılaştıkları riskleri artırmakta, geleceklerini tehlikeye sokmaktadır. Kız ve erkek çocuklar, tarımda mevsimlik işlere katılmak üzere  aileleriyle birlikte yerden yere göçmekte, sokaklarda çalışmakta, sanayi ve hizmetler sektörlerinde birtakım biteviye veya tehlikeli işlerle uğraşmaktadır. Çocuklar arasındaki yoksulluğun en önemli görünümlerinden biri de çocuk işçiliğidir. Çocuk işçiliği, çocuklar açısından ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Çalışan çocuklar çeşitli risklere açıktır. Örneğin okullarını bırakabilirler, derslerini kaçırabilirler, ders çalışma imkanı bulamayabilirler ve tüm bunlar çocukların sosyalleşmelerini etkiler; fiziksel, duygusal ve bilinçsel gelişimlerine zarar verebilir ve yetişkin hayatlarında yeterli bir gelir düzeyine ulaşmalarını engelleyebilir. Çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri çocukları sağlıksız ortamlara, zararlı maddelere, yetersiz beslenmeye, fiziksel acılara ve tükenmişliğe, kaza riskine, zararlı bağımlılıklara, şiddete, işverenlerinin ya da başkalarının istismarına maruz bırakabilir. Sokaklarda çalışan çocuklar ise, çetelere katılma ya da kendilerinden beklenen kazancı elde etme amacıyla suça yönelme gibi ek risklerle karşı karşıyadır. Bu nedenle, Çocuk Haklarına dair sözleşmenin 32. Maddesi “çocuğun ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte işlerde çalıştırılmaya” karşı korunma hakkını öngörür. Sözleşme ayrıca devletlere, çalışma saatlerinin ve koşullarının düzenlenmesi ve çeşitli yaptırımlar uygulanması dahil olmak üzere bu amaca yönelik yasal, idari, sosyal ve eğitsel önlemler almaları çağrısında bulunmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 2012 yılında çocuk işçiliği ile ilgili bir araştırma yaptı. Yapılan bu araştırmada ortaya çıkan çarpıcı yanlarını ele alacak olursak:

  • Nüfusun %20,6 ’nı 6–17 yaş grubu çocuklar oluşturuyor.
  • Türkiye genelinde 6–17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2012 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında uygulanan Çocuk İş gücü Anketi sonuçlarına göre 15 milyon 247 bin kişidir.
  • 6–17 yaş grubundaki çocukların %66,5’i kentsel, %33,5’i kırsal yerlerdedir.
  • Çocukların %91,5 ’i bir okula devam ederken, %8,5 ’i okula devam etmemektedir.
  • Yaş grupları itibarıyla, 6–14 yaş grubundaki çocukların %97,2 ’si, 15–17 yaş grubundaki çocukların ise %74,7 ’si okula devam etmektedir.
  • Ekonomik faaliyette çalışan 6–17 yaş grubundaki çocukların istihdam oranı %5,9 ’dur.
  •  6–17 yaş grubundaki istihdam oranı 2006 yılı sonuçlarına göre aynı düzeyde kalırken, çalışan çocuk sayısında 3 bin kişilik artış gerçekleşmiştir.
  • Çocukların istihdam oranı; 6–14 yaş grubunda %2,6, 15-17 yaş grubunda ise %15,6 ’dır.
  • Türkiye genelinde 6–17 yaş grubunda istihdam edilen çocukların %44,8 ’i kentsel, %55,2 ’si kırsal yerlerde yaşamakta olup, %68,8 ’i erkek ve %31,2 ’si ise kız çocuklarıdır.
  • Çalışan çocuk sayısı 6-14 yaş grubunda 292 bin kişi, 15-17 yaş grubunda ise 601 bin yani Türkiye’de 6-17 yaş grubu çocukların 893 bini iş hayatının içinde emeği ile çalışmaktadır.

Çocuk işçiliğinin temelde yatan en önemli nedeni, kuşkusuz, çocuğun ailesinin (ve belki de özellikle annelerin) çocuk işçiliğinin sağladığı gelire ihtiyaç veya istek duymasıdır. Bu nedenle, kuşaklar arası düşük eğitimsel kazanım, çocuk işçiliği ve yoksulluk döngüsünün kırılması için hedefleri iyi belirlenmiş, iyi yönetilen bir sosyal politikanın gerekli olduğu açıktır. Aynı zamanda, ailelerin çocuk işçiliğinden faydalanma eğilimleri, kendi geleneksel biçimlerdeki çocuk işçiliği deneyimleri, çocuk işçiliğinin belirli biçimlerinin tehlikelerinden ne derece haberdar oldukları veya eğitime atfettikleri değer gibi etkenleri yansıtabilir. Ailede hiçbir başarılı eğitim öyküsü yoksa veya çocuk okulda başarılı görünmüyorsa eğitime atfedilen değer azalabilir. Evde veya okulda mutsuz olan çocuklar için çalışmak cazip görünebilir. Göçmen topluluklardan gelen çocuklar büyük şehirlerde çocuk işçiliğine ve sokakta çalışmaya yönelmeleri daha muhtemel olabilir. Hukuk sistemimiz işe yönelecek çocukları koruma adına birçok tedbirler almıştır. Aşağıda bunlardan kısaca bahsedeceğim fakat kayıt dışı istihdamın hat safhada yüksek olduğu çalışma sisteminin düzenli ve doğru kontrol edilemediği bürokrasi içinde boğulmuş bir sistem içinde çocuklarımızın da ne kadar korunabildiği de düşünülmesi gereken başka bir konudur.

Çocuk ve Genç İşçi Kavramları

Türk iş hukukunda 18 yaşından küçük işçiler, çocuk ve genç işçiler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre, 15 yaşını doldurmamış olanlara çocuk işçi, 15 yaşını doldurup henüz 18 yaşını doldurmamış olanlara da genç işçi denilmektedir(m.71). İK kapsamı dışında olan ve özel düzenlemelere de bağlı olmayan işlerde uygulama alanı bulan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (UHK) açısından 16 yaşından küçük işçiler çocuk işçi sayılmakta, 16 yaşından büyük olanlar yetişkin işçi kabul edilmektedir. Ancak 138 sayılı ILO sözleşmesi tüm işler bakımından en az çalışma yaşını 15 olarak belirlemiştir.Çocuk ve Gençlerin Çalıştırılması Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelik (ÇGÇUEHY) ise çocuk işçiyi 14 yaşını bitirmiş 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi; genç işçiyi 15 yaşını tamamlamış 18 yaşını tamamlamamış kişi (m.4.) olarak tanımlamaktadır.10 Sendikalar Kanunu’na (SK) göre 18 yaşını dolduranlar sendika kurma hakkına (m.5), 16 yaşını dolduranlar sendika üyesi olma hakkına (m.20) sahiptirler. Asgari Ücret Yönetmeliğine göre, 16 yaşını dolduran çocuklar, yetişkinlerle aynı asgari ücrete hak kazanmaktadırlar (m.5).

Normal ve Hafif İşlerde Çalışma Yaşı

İş Kanunu, 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimini tamamlamış olan çocukların bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okula gitmelerine engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılmalarına izin vermektedir (m.71). İş kanunu dışında kalan ve özel düzenlemeye tabi olmayan işlerde UHK’ ya göre 12 yaşından küçükler çalıştırılamazlar (m.173). 222 Sayılı İlköğretim 11 Kanunun (İÖK) 59. Maddesine göre, ilköğrenim çağında olup da zorunlu ilköğretim kurumlarına devam etmeyenler, hiçbir resmi ve özel iş yerinde veya her ne suretle olursa olsun çalışmayı gerektiren başka yerlerde ücretli veya ücretsiz çalıştırılamazlar. İlköğretime devam edenlerinse bu durumlarını belgelemeleri koşuluyla ve iş mevzuatı hükümleri çerçevesinde ancak ders saatleri dışında çalışmalarına izin verilebilir.

Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalışma Yaşı

138 sayılı ILO Sözleşmesi’ne göre, tehlikeli iş niteliği veya yapıldığı koşullar bakımından gençlerin fiziksel ve ruhsal sağlığını, güvenliğini veya ahlakını tehlikeye düşürme ihtimali olan her türlü iş veya çalışmadır (m.3). Gerek uluslar arası sözleşmeler ve gerekse yerel mevzuatta 18 yaşını doldurmamış çocuk ve gençlerin ağır ve tehlikeli iş kapsamına giren işlerde çalıştırılması mümkün değildir.

Sağlık Yoklaması

İş Kanununa göre 14 yaşından 18 yaşın bitirilmesine kadar çocukların herhangi bir işe alınmadan önce, işin niteliğine ve koşullarına göre, vücut yapılarının dayanıklı olup olmadığının raporlarla belirlenmesi ve bunların 18 yaşını dolduruncaya kadar en az 6 ayda bir aynı şekilde doktor muayenesinden geçirilmesi zorunludur (m.87).

Sonuç ve Değerlendirme;

Türkiye’nin gündeminde olan çocuk hakları, çocuk ve gençlerin iyi olma halleri ile ilgili tüm sorunlara ayrı ayrı çözümler bulunabilir ve bulunmalıdır. Bu sorunların bir kısmı artık iyi kavranmış olup düzenli olarak izlenmektedir. Diğerleri ise ek veri toplanmasını, yeni araştırma ve analizleri gerektirmektedir. Birçok alanda mevcut politikaların ve girişimlerin daha ileri düzeyde ve daha kararlı biçimde sürdürülmesi yeterli olabilecekken, bazı alanlarda yeni girişimler gerekmektedir. Çözümler getirmek adına atılacak adımlar çocuk hakları, çocukların ve gençlerin refahı ile ilgili her alanda gelişme sağlanmasını büyük ölçüde kolaylaştıracak toplumun her kademesinde var olan, çocuklar için iyi şeyler yapma istekliliğinin bir çocuk hakları kültürüyle tamamlanması gerekmektedir. Böylelikle, çocuklar hep haklara sahip bireyler olarak görülecek, kendilerine ana babalarının, diğer kişilerin veya kurumların mülkü gibi bakılmayacaktır. Gene bu sayede, ana babalar, meslek sahipleri, resmi görevliler ve uygulanacak politikaları belirleyenler, yükümlülüklerini tam olarak kabul edecek, nerede olursa olsun kız ya da erkek her çocuğun doyurucu bir refah ve koruma düzeyinden yararlanmasını sağlamak için çalışacaklardır.  Çocuklarla ilgili konuların haklar bağlamında ele alınması, doğum kaydı olmayanlar, ilkokula gidemeyenler veya gidip de yıl kaybedenler dahil tek bir çocuğun bile unutulmamasını sağlayacaktır. Aynı yaklaşım, çocuklara yönelik şiddet, uzun tutukluluk süreleri ve çocukların uzman olmayan mahkemelerde yargılanmaları gibi konuların acili yetini hisseden bir duyarlılık yaratacaktır. Böylece, çocuklar kendilerini etkileyen konularda sözlerini söyleyebilecekler, şikayet ve izleme mekanizmaları işleyecektir.  Başta kızlar olmak üzere kısıtlayıcı ve kontrol altında tutucu tavırların yerini güçlendirici bir yaklaşım alacaktır. Çocuklara yönelik hizmetler yalnızca eğitim ve sağlık alanlarındakilerle sınırlı kalmayacak, sivil haklar ve özgürlükler; bilgilenme, boş zaman, güvenli ortam ve felaketlerin etkilerinden korunma gibi çok geniş bir alandaki tüm haklar sağlanmış olacaktır. Karar verme yetkisine sahip olanların ve çocuklarla birlikte çalışan profesyonellerin tümü çocuk haklarına tam aşina olmaları gerekmektedir. Kitle iletişim araçları da bu kültürün yaratılmasında önemli bir rol oynayabilir. Halen devam etmekte olan anayasa değişikliği süreci, çocuk haklarının yeni anayasada güvence altına alınması ve ardından çocuk hakları ilkeleri ile tam uyum içinde olmayan, örneğin çocuk katılımı sınırlayan, yasal düzenlemelerin güncellenmesi için fırsat sunmaktadır.

Batı çocuk haklarını geç keşfetti ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının 1959 yılında kabul ettiği “Çocuk Hakları Beyannamesi” ile önemli bir adım attı. Ama Müslümanlar için bu haklar asırlar öncesinden biliniyordu ki Hz. Peygamber, ‘Buluğa erinceye kadar çocuktan kalem kaldırılmıştır (yaptıklarından mesul değildir)’ cümlesi ile ifade etmiştir. Resûlullah’ın hadislerinde (Hakku’l-veled) “çocuğun hakkı” diye başlayan ve bir kısım meseleleri beyan eden açık naslar vardır.  Keza, Kur’ân-ı Kerim’de de “hak” olarak yorumlanabilecek çocuklarla ilgili birçok ayet mevcuttur.

Çocuğa tanınan ‘velayet’ hakları da can, mal, terbiye yönlerinden çocuğun himayesini teminat altına almıştır. Çocukların meselelerine ne kadar eğilir, ne kadar ciddi çözümler getirirsek milletimize o kadar emin bir gelecek, istikrarlı, huzurlu, problemsiz bir yarın bırakırız.

İşverenlerle ilgili dile getirilmesi gereken en önemli boyut ise pek çok yetişkinle aynı işi yapmasına rağmen çocuklara daha az maaş verilmesi. Bunun hak boyutuna bakıldığında dinimizde kul hakkının ehemmiyetine atıfta bulunmak gerekir. “Aynı şartlarda çalışan bir çocuğa hak ettiği parayı vermeme elbette bir kul hakkıdır.” İşverenler bu konuya gereken hassasiyeti maddi manevi mutlaka göstermelidir.

Benzer Konu

İş Davalarında Dava Öncesi Arabuluculuk Geldi !

Geçtiğimiz günlerde 11 Ekim 2017 de iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenleyen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir