En Son
Ana Sayfa / Makaleler / Şirketlerde Sermaye Avans Bedelinin Hukuki Boyutu

Şirketlerde Sermaye Avans Bedelinin Hukuki Boyutu

nevzat-erdag-310Sermaye; bir ticaret işinin kurulması, yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malların tamamı, anamal, başmal, kapital, meta olarak sözlük karşılığının işletme, finans, muhasebe, ticaret kanunu ve vergi kanunları açısından farklı şekilde tanımlandığını görmekteyiz.

İşletme açısından sermaye; üretimde kullanılan kendisi de üretilmiş olan mal ve değerler bütünü olarak ifade edildiği görülmektedir.

Finans açısından sermaye; yatırılmış para, yatırımdan kazanılan gelir ve varlıkların parasal değeri anlamında da kullanılmaktadır.

Muhasebe açısındansermaye; sermaye deyiminin ortaklar tarafından işletmeye konulan varlığı; öz sermayenin ise bu varlığın belli bir tarihteki gerçek miktarını tanımladığı anlaşılmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu açısından sermaye; “Bilanço, envanterde gösterilen kıymetlerin tasnifi ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle tertiplenmiş özetidir. Bilançonun aktif tablosunda, mevcutlarla alacaklar ve varsa zarar, pasif tablosunda borçlar gösterilir. Aktif yekunu ile borçlar arasındaki fark tacirin işletmeye tahsis ettiği ana sermayeyi teşkil eder.” hükümlerinin yer aldığı görülmektedir.

Yine 6102 yeni ttknın 128. maddesinde her ortak, usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçludur.

Vergi Kanunlarında Sermaye; diğer taraftan VUK ’un 192. maddesinde öz sermaye, TTK’ da yer alan sermayeye ilişkin hükümler doğrultusunda “… Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin işletmeye mevzu varlığını (öz sermayeyi) teşkil eder.” şeklinde tanımlanmıştır.
TTK açısından şirket ortaklarının (hissedarların) en önemli borcu “sermaye koyma borcu” dur. TTK ’nın ticaret şirketleriyle ilgili genel hükümlerin bulunduğu bölümünde her ortağın usulüne göre tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt eylediği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Sermaye ilişkin olarak yukarıda belirtilmiş bulunan hükümler incelendiğinde, “sermaye avansı” adı altında bir müessesenin mevzuatımızda düzenlenmemiş olduğu görülmektedir. Ancak bu husus, sermaye artırımına mahsuben avans verilemeyeceği anlamına gelmeyecektir. Diğer bir ifade ile mevzuatımızda ortakların ileride yapılacak sermaye artırımında kullanılmak üzere sermaye artırım avansı vermelerini engelleyen herhangi bir hüküm mevcut değildir. Ortaklar her zaman için sermaye artırımına mahsuben avans verebilirler, ancak pek tabi ki bu, ödemeyi yapan ortaklar lehine (ortaklık hakları açısından) bir avantaj yaratmayacaktır.

Sermaye Avansı Şirkete Verilen Borç Mudur?

Sermaye avansı mevzuu TTK’ da düzenlenmediği için belli bir şekle tabi değildir. Ancak, sermaye avansı verilen şirketin yönetim kurulunda bu konunun karara bağlanması, bu kararda sermaye artırımı için makul olarak tespit edilmiş bir süreye de yer verilmesi, para transferinin borç para kullandırmak amaçlı değil, sermaye tahsisi amacı ile verildiğini ispat açısından önemlidir.
Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11/1. maddesine göre esas sermaye için prensip olarak faiz ödenemez.

Bu hükümler uyarınca sermaye avanslarına da faiz ödenmemesi icap eder. Çünkü faiz ödendiği takdirde, bu avansların sermayeye ilave edildiği tarihe kadar şirket açısından alelade bir borç mahiyetine dönüştüğü söylenebilir. Faiz ödenmiyor olması da bunların sermaye artırım avansı mahiyetini pekiştiren bir husustur.
Bununla birlikte, böyle bir durumun varlığı halinde, sermaye avansını tahsis eden kurum, KVK’nın 13. maddesi gerekçe gösterilme suretiyle örtülü kazanç dağıtımı hükümleri açısından eleştirilerek vergi tarhiyatına maruz kalabilir. Ancak, böyle bir tarhiyata karşı açılacak davada, verilen avansın yönetim kurulu kararına bağlanmış olması ve makul bir süre içinde sermayeye eklenmiş olması kaydıyla, davanın kazanılma ihtimali yüksek olacaktır. Nitekim Danıştay 4. Dairenin 4.11.1988 gün ve E.No.1998/2191, K.No.1998/3909 ve 5.5.2000 gün ve E.No.2000/768, K.No.2000/1912 sayılı kararları yönetim kurullarında karara bağlanarak tahsis edilen sermaye artırım avanslarına faiz yürütülmemiş olmasının örtülü kazanç dağıtımı olarak nitelendirilmeyeceğine hükmedilmiştir.

Konuya muhasebe tekniği açısından yaklaşıldığında ise, aslında bir kredi olmayıp şirket sermayesinin peşin olarak ödenmiş olan kısmını ifade eden sermaye artırım avansı bedellerinin şirket bilançosunda özkaynaklar grubu içerisinde gösterilmesi yaklaşımı daha doğru olacaktır.

Sermaye Avansının Sermayeye Dönüştürülmesinde Makul Süre Nedir?

4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı’nda; “Sermaye artırım avanslarının, döviz hesabına alacak kaydedildiği tarihten itibaren bir yıl içinde sermaye olarak tescil edilmesi zorunludur” hükmü yer almakta idi. Anılan hüküm bugün itibariyle yürürlükte olmasa dahi, bu hükmün sermaye avanslarının sermayeye dönüştürülmesinde emsal olarak kabul edilmesinin yerinde olacaktır.

Bununla birlikte, TC Merkez Bankası Kambiyo Mevzuatı Müdürlüğü’nün, (Hazine Müsteşarlığı’nın 10 Ocak 2008 tarihli yayımladığı 02.01.2002 tarih ve 2002/YB-1 sayılı genelgesinde,

“Mevcut bir şirkete yabancı sermaye artış bedeli veya sermaye avansı olarak gelen bedellerin, Türk Lirası mevduat veya döviz tevdiat hesabına alacak kaydedildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde sermaye olarak tescil edilmemesi halinde; şirket tarafından kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın, yurtdışından sağlanan kredi olarak nitelendirilmesi ve ilgili mevzuatın genel hükümleri çerçevesinde işlem görmesi; kredi kullanım tarihi olarak bu bedellerin Türk Lirası mevduat veya döviz tevdiat hesabına alacak kaydedildiği tarihin esas alınması,”gerektiğine hükmedilmiştir.

Bu noktadan hareketle sermaye avansı olarak gelen bedellerin yalnızca bir yıl içerisinde sermayeye eklenmedikleri durumda kredi (borç) olarak kabul edilebilecekleri; dolayısıyla bir yıl içerisinde sermayeye dönüştürülen avansların ise, sürecin en başından itibaren bir kredi (borç) değil sermayenin bir unsuru olarak değerlendirilmelerini gerektiren anlayış daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Diğer taraftan, Hazine Müsteşarlığı tarafından 10 Ocak 2008 tarihli olarak yayımlanan Genel Yazıya istinaden değişen ve 21 Şubat 2008 tarihinden itibaren hükümleri geçerli olan 21.02.2008 tarih ve 2008/YB-5 sayılı TCMB Genelgesi ile daha önceki Genelge’de ifade edilen bir yıllık zorunlu süre kaldırılmış olup;

“Yabancı sermayeli mevcut bir şirkete yurt dışındaki yabancı ortak tarafından gönderilen sermaye artış veya sermaye avansı bedelinin, Türk Lirası mevduat veya döviz tevdiat hesabına alacak kaydedildiği tarihten itibaren tescil edileceği tarihe kadar sermaye avansı veya sermaye artışı bedeli olarak takip edilmeye devam edilmesi,

Sermaye bedelinin firma tarafından yurt dışına geri ödenmesi için bankaya müracaat edildiği tarihte krediye dönüştürülmesi ve krediye ilişkin anapara ve faiz geri ödemesinin şirket tarafından yapılacak yazılı beyana istinaden gerçekleştirilmesi,”

Gerektiğini ifade eden hükümler getirilmiştir. Bu hükümlerin yürürlük tarihi olan 21 Şubat 2008 tarihinden sonra gelen sermaye avanslarında, ilgili avansların sermayeye dönüştürülme süreleri zorunlu olarak bir yıl olmaktan çıkmış ve fakat bu noktada örtülü kazanç dağıtımı iddialarından korunmak için takip edilmesi gerekli önlemler ise daha önemli bir hale gelmiştir. Avans işlemlerinin mutlak suretle yazıya dökülmesi, yönetim kurulu kararına bağlanması ve ilgili belge veya evraklarda avansın sermayeye dönüştürülme süresine de yer verilebilmesi sürecin ispatı safhasında önem arz edecektir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Mevcut mevzuat hükümleri çerçevesinde; şirket ortakları tarafından, ileride yapılacak sermaye artırımına mahsup edilmek üzere sermaye (artırım) avansı adı altında ortak oldukları şirketlere para transferleri yapmalarını engelleyen hiçbir hüküm yoktur.

Aktarılan kaynağın sermaye artırım avansı olarak nitelendirilebilmesi için şu koşulların sağlanması gerekmektedir:

● Taraflar arasında ilgili avans bedelinin “geri ödenmemesi” ve “sermayeye ilave edilmek üzere gönderilmiş olduğu” üzerinde mutabık kalınmış olması,
● Kaynak aktarımında bulunan ve aktarılan kaynağı kullanan şirketlerin yönetim kurullarında söz konusu kaynağın sermaye artırım avansı olarak verildiği ve alındığı hususunun kaynak aktarılmadan önce karara bağlanması,
● Aktarılan kaynağın makul bir süre içerisinde sermayeye ilave edilmesi.
● Anılan avans bedelinin, yukarıdaki şekilde alındığının yazılı olarak ispatlanabilir olması,
● Avans bedeli paranın transferine ilişkin banka hesap hareketlerinde açıklama olarak
“Sermaye (artırım) avansı” bedeli ifadelerine yer verilmesi,

Ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında yukarıdaki koşulları sağlamak suretiyle aktarılan kaynakların sıradan bir borç olarak değil de sermayenin bir cüzü olarak değerlendirilmesi gerektiğini Danıştay 4. Dairesi’nin Kararları destekler niteliktedir.

Benzer Konu

İş Davalarında Dava Öncesi Arabuluculuk Geldi !

Geçtiğimiz günlerde 11 Ekim 2017 de iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenleyen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir