En Son
Ana Sayfa / Finans / Türkiye’de Askeri Darbe Olmadı, Hadi Finansal Darbe Yapalım !

Türkiye’de Askeri Darbe Olmadı, Hadi Finansal Darbe Yapalım !

nevzat-erdag-480-turkiyeye-finansal-darbe

Puanlamaları son derece tartışmalı ve sabıkası hayli kabarık olan “üç büyük derecelendirme şirketinin son zamanlarda yaptığı icraatlar da da bir farklılık veya iyileşme görünmemektedir. Moody’s’in Küresel Ülke Riskleri Birimi Kıdemli Müdürü Alastair Wilson, “Başarısız darbe girişiminin ekonomide yarattığı şok etkisi büyük ölçüde bertaraf edilmiş  dolayısıyla ekonomide darbe girişimi kaynaklı riskler ortadan kalkmıştır” açıklamasından iki gün sonra Moody’s not düşürdü. Görünümü ise durağana çevirdi. Moody’s’in dünkü açıklamasını aceleci ve politik buluyorum. Son zamanlarda kredi derecelendirme kuruluşları tartışılır bir hale gelmişti. Moody’s’in bu açıklaması da bunu perçinliyor. Notumuzun düşülmesi için kamu borcu ve borçlanma yapısı gibi temel faktörlerde bozulmalar olması gerekiyor. TL’nin dirençli duruşunu kalıcı olarak kaybetmesine neden olacak gelişmeler gerekli. Bunların hiç birinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmeden böyle bir hareket adil olmaz. Daha ortada somut bir veri yokken, üstelik ABD ile son günlerdeki açıklama trafiği sonrasında Moody’s’in böyle bir açıklama yapması, düşündürücü geliyor.

Moodys’in almış olduğu not indirme kararı Türkiye ekonomisinin temel makro dinamikleri ile de hiçbir şekilde örtüşmemektedir.

Türkiye’nin ekonomik dinamiklerine bakacak olursak; Dünya ekonomisinin yavaşladığı bir ortamda, kamu maliyesi son derece sağlam. Bütçede ilk 8 ayda fazla verilirken, AB tanımlı kamu borç stokunun GSYH’a oranı ise % 32,3 ile şimdiye kadarki en düşük seviyeye gerileyip 2016 yılının ilk yarısında Türk ekonomisi  % 3,9 büyümüştür. Aynı dönemde Türk ekonomisi hem cari açığını düşürmüş hem de birçok Dünya ekonomisi bütçe açığı verirken bütçe fazlası vermiştir. İhracatta pek çok ülkeden iyi durumdayız. Büyümede bizimle aynı kulvardaki ülkelerden daha iyi durumdayız Moodys’in iddiasının aksine özel sektörümüz ve kamu kesiminin dış finansman koşullarında herhangi bozulma yaşanmamaktadır.  Hal böyle iken, Moody’s tarafından alınan not indirimi kararının Türkiye’nin ekonomik gerçekleşmeleriyle bağdaşmamaktadır.

Moody’s in not indirimi ekonomik, rasyonel ve objektif bir gerekçeye dayanmıyorsa gerçek sebebi nedir?

Sadece Moody’s değil kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirme yönetimlerinde zafiyet, taraftarlık dikkati çekmektedir. Bunun başlıca nedenlerini şu şekilde sıralamak mümkün;

  1. Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tesis edilen NRSRO bünyesinde yer alan ve “üç büyükler” olarak adlandırılan Moody’s, Standart & Poors (S&P) ve Fitch Ratings’dir. Küresel çapta kredi derecelendirmenin çoğunu yapan ve sektördeki pastanın en fazla payına sahip olan bu üç şirketin sermaye sahipleri aynı dolayısıyla “üç büyükler” küresel çapta oligopol bir yapı olarak faaliyet göstermektedir.
  2. Üç büyüklerin ana ortakları neredeyse birebir aynı. Bu ortaklar şirketlerde kontrolü elinde tutuyor. Halen, S&P şirketinin % 100 sahibi olarak gözüken dünyanın en büyük finans ve yayıncılık kuruluşlarından biri McGraw – Hill. Ancak McGraw- Hill’in ortaklık yapısına bakınca tanıdık isimler karşımıza çıkıyor. McGraw-Hill‘in büyük hissedarlarından sekizi Moody’s ile aynı. Moody’s ile S&P‘nin ortaklarının kesişim kümesinde Capital World Investors, Vanguard Group, State Street Global, BlackRock Institutional, T. Rowe Price Associates ve AllianceBernstein var.
  3. Bankalarla ve diğer mali kuruluşlarla ilgili notlar veren rating kuruluşları bu firmalar tarafından finanse edilmektedir. Hal böyle olunca derecelendirme kuruluşlarının objektif değerlendirme yapma kabiliyetleri azalmaktadır.
  4. Derecelendirme kuruluşlarının, kar amacı gütmeyen organizasyonlar olması gerektiğini savunan görüşler mevcut olsa da bunun günümüz iş dünyasında kabul edilebilirliği pek yoktur. Kredi derecelendirme kuruluşlarının menkul kıymet satışı üzerinden pay alma esasına göre iş yaptıklarını ve bunun doğru olmadığını ileri sürmektedir. Bunun sebebi menkul kıymet çok fazla miktarda satılırsa, derecelendirme kuruluşu daha fazla para alacağı için, bu değerlendirme kuruluşlarının yüksek not vererek yatırımcıyı aldatma ihtimali doğmaktadır. Nitekim pek çok ülkeye ve şirkete haksız notlar verilebilmektedir.
  5. Derecelendirme kurumları, yüksek matematik içeren objektif modeller kullandıklarını ifade etseler de bunların sonuçlarının yorumlanmasında buralarda çalışan uzmanların bilgilerine ve öngörülerine başvurularak yapılmaktadır. Ücret alan memurun patronunun isteği dışında objektif olabileceğini düşünmek saflık olur.
  6. Bu kurumların nasıl değerlendirme yaptıkları konusunda şüpheler mevcuttur. Uygulamış oldukları matematiksel modelleri açıklamamakta diretmeleri de bu şüpheleri arttırmaktadır. Uygulamada derecelendirme şirketleri derecelendirme sürecinde hangi faktörleri dikkate aldıklarını açıklamakta, ancak bu faktörlerin nihai karar veya değerlendirmeyi ne ölçüde etkilediğini işletme sırrı olarak kabul edip kamuoyuna açıklamaktan kaçınmaktadırlar. Örneğin karlılık, öz kaynaklarla finansman veya aktif yapısı gibi kriterlerin kullanıldığı bilinmekte, ancak bu kriterlerin değerlendirmedeki ağırlığı ve önemi gizli tutulmaktadır. Bu konuda derecelendirme şirketlerine yüklenmiş yasal bir açıklama zorunluluğu yoktur.
  7. Bu kurumlar krize girmiş birçok gelişmiş ülkenin; Portekiz, İspanya, İrlanda, İzlanda, Yunanistan, Japonya gibi ülkelerin krizden olumsuz etkilenmelerine rağmen uzun süre indirmemiş ve yatırım yapılabilir seviyede açıklamıştır. Hatta ülkemizin notunun neden artmadığı konusunda da Fitch Genel Müdürü Berker “Maaşlı bir çalışan olarak bankaya gittiğinizde ölçünüz sadece gelirinizdir. Ama tanınmış bir sanayici aileye mensupsanız kredi gücünüz daha geniştir. O nedenle zordaki ülkeleri, not açısından Türkiye ile kıyaslarken arkalarındaki Avrupa Birliği gücünü de unutmamak gerekiyor diyerek bu adaletsizliği bir ölçüde kabul etmiştir.
  8. Kredi derecelendirme kuruluşlarının, kredi notu açıklama zamanlamaları kabul edilebilir değildir. Notların piyasalarda manipülasyon şüphesi yaratmaktadır. Notların ABD – Türkiye ilişkilerinde gerilim yükselince birden düşürülmesi dikkat çekicidir. Oysa kredi notları sürpriz bir şekilde değil, düzenli bir şekilde verilmesi gerekmektedir.

Bu kurumların kararlarının objektif olmadığı birçok vakada da tescillidir aslında bakın

Spekülatif kararları dolayısı ile ABD Adalet Bakanlığı  S&P’yi 5 Milyar Dolar ceza talebiyle mahkemeye verdi. S&P mahkemeye yaptığı savunma ise çok ilginçti. ABD Anayasası’na göre herkes fikirlerini özgürce açıklayabilir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar da sadece bir görüştür. Bu durumda sadece görüşlerini açıkladıkları için cezalandırılmaları anayasaya aykırıdır.” Bu açıklama bile bu kurumların kararlarının objektif değil şirket yönetimlerinin çıkarları doğrultusunda siyasi, ekonomik gerekçelerle oluşabildiğini kanunlardaki boşluklardan istifade ederekte kendilerini koruduklarını göstermektedir.

Kredi derecelendirme kuruluşları aslında önemli bir ihtiyacı yerine getirmek için ortaya çıkmış olsalar da modern dünyada bu gerekliliklerini yerine getiremedikleri ve kendilerine yöneltilen eleştirilerde de önemli haklılık paylarının bulunduğunu belirtmek yerinde olacaktır.

Verdikleri notlar ve durum değerlendirme açıklamaları hala para ve sermaye piyasalarını ciddi şekilde etkilemekte, küresel döviz paritelerini ve borsa puanlarını sarsmaktadır. Puanlama enstrümanı ile finans piyasalarını yönlendirmeleri bu kuruluşlara uluslararası ilişkileri dolaylı biçimde etkileme imkanı vermektedir. Kredi notu ve genel görünüm seyri değiştirilen ülkenin uluslararası finans piyasalarındaki itibarı bu değişiklikten etkilenmektedir. Derecelendirme kuruluşlarının politik hesaplarla verdiği notlar, yabancı yatırım çekerek kalkınmayı hedefleyen devletlere zarar verebilmektedir. Bu nedenle son zamanlarda bazı ülkelerin kendi kurdukları derecelendirme kuruluşlarıyla ya da üç büyük kuruluş dışındaki kuruluşlarla çalışmaya başladığı gözlemlenmektedir. Geçtiğimiz Mart ayında önce Moody’s ardından S&P, Çin’in kredi notunu görünümünü negatife indirmiş, ardından Çin tarafından durumun yanlış değerlendirildiğine dair yoğun açıklamalar gelmişti.  Rusya’nın da Moody’s, S&P ve Fitch gibi kredi derecelendirme kuruluşları hakkında siyasi davrandıkları gerekçesiyle olumsuz görüşleri bulunuyor. Bu nedenle hem Çin hem de Rusya kendi kredi derecelendirme kuruluşlarını kurdular. Bana göre aslında bu bize de bir örnektir önümüzdeki süreçte kendi kredi değerlendirme kurumumuzu kurmayı düşünmeliyiz.

Bu aşamadan sonra ne olmalı?

Böyle bir küresel ortamda Türkiye ekonomisi, makro ekonomik göstergelerini sağlam tutarak gücünü göstermiştir. Biz özellikle darbe girişiminden sonra tüm halkıyla, medyasıyla, iş dünyasıyla, tüm siyasi partileriyle demokrasisine ve ülkesine sahip çıkan bir milletin evlatları olarak, bu karara rağmen ülkemize ve ekonomimize güveniyoruz. Bu şoku da atlatarak yolumuza devam edeceğimize inanıyoruz. Ülkemize düşen, ekonomimiz için gerekli yapısal reformları kararlılıkla ve hızlı bir şekilde hayata geçirerek, tüm dünyaya en güzel cevabı vermek olmalıdır.

Benzer Konu

Belge Sayıcı Diyerek Ne Yapılmak İsteniyor?

Son zamanlarda ne sosyal medyada, ne de meslektaş toplantılarımızda gündemimizde; “Türkiye’nin kalkınması için neler yapabiliriz?” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir