En Son
Ana Sayfa / Kanunlar / İş Kanunu / Yargıtay Kararları Işığında İş Kazaları

Yargıtay Kararları Işığında İş Kazaları

2214857 sayılı iş kanunumuz 77. maddesinde işverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. Tanımlaması ile öncelikle tedbir alınarak iş kazalarının önlenmesi gerektiği bildirilmiştir. Yargıtay kararlarında sıkça belirtildiği gibi “ İş kazasından dolayı işverene karşı açılacak maddi tazminat davaları, SGK tarafından yapılan yardımlar ve  bağlanan gelirlerle karşılanmayan zararın giderilmesi  ilkesine dayanır.” Bu nedenle, öncelikle Sosyal Sigortalar Kurumu’na olayın bildirilip bildirilmediği ve Kurumca olayın bir iş kazası sayılıp sayılmadığı mahkemece araştırılacak  ve bunun sonucu davacılara SGK ‘dan gelir bağlanıp bağlanmayacağı  saptanacaktır. Eğer gelir bağlanmışsa bunun peşin değeri kurumdan sorulacak; davacıların kazanç düzeyleri üzerinden hesaplanacak olan  tazminat tutarlarından  sigorta gelirleri peşin değeri düşüldükten sonra, geriye bir zarar miktarı kalmışsa, bu miktar işverenden istenebilecektir. Yargıtayın yerleşik görüşleri bu yöndedir.

Bu konuda Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2010/5719 E.  2012/1105 nolu kararında Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2012 gününde oy birliğiyle verdiği karar dikkat çekicidir.

Söz konusu davada;

İş kazası sonucu ölümden doğan maddi ve manevi tazminat talebi ile davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekil tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, 11.07.2005 tarihinde Irak’ta uğradığı saldırı sonucu ölen Osman’ın eş ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Somut olayda, bilir kişi kurulunca düzenlenen kusur raporu doğrultusunda iş kazasının meydana gelmesinde kusurun ölüme neden olan ve kim oldukları belirlenemeyen üçüncü kişilere ait olduğu belirlenmiştir.

İşverenin kusuru bulunmasa dahi kusursuz sorumluluk esaslarına göre sorumlu olduğu gerekçesiyle kararda yazılı maddi ve manevi tazminatın davalı işverenden tahsiline karar verilmiş ise de, yukarıda izah edildiği üzere işverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş akdinden doğan işçiyi gözetme (koruma) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluk olup, mahkemece davalı işverenin kusursuz sorumluluk esaslarına göre sorumlu tutulması yerinde olmamıştır. Bilirkişi kurulunca düzenlenen kusur raporunda 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesi ve İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili maddeleri göz önünde tutularak kusurun aidiyeti ve oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmediği ve bu haliyle hükme esas alınacak nitelikte olmadığı da anlaşılmaktadır.

Dava, nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle de, mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için, hüküm tarihine en yakın tarihte yürürlükte bulunan katsayı dikkate alınarak, hak sahiplerine bağlanan gelirin, tüm peşin sermaye değerinin, hesaplanan zarardan indirilmesi suretiyle, tazminatın belirlenmesi gerektiği, Yargıtayın yerleşmiş görüşlerin dendir.  Mahkemece hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değerinin kurumdan sorulmadığı ve hesaplanan zarardan indirilmediği anlaşılmaktadır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç olarak; hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), davalının manevi tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 06.02.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Borçlar Kanununun Konuya Bakışı

6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunumuzun 49. maddesinde kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Derken zarara uğrayanın 50 maddede “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. “demektedir

Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler tanımlamalarına yer vermiştir.

6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunumuzun 51. maddesi ise tazminatı anlatmış” hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.” Derken yine kanunun 53. maddesinde

Ölüm ve bedensel zarar hallerindeki

A. Ölüm

Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:

1. Cenaze giderleri.

2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

B. Bedensel zarar

Bedensel zararlar özellikle şunlardır:

1. Tedavi giderleri.

2. Kazanç kaybı.

3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

Tanımlanmış destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı bunlarda hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz denmekle de tazminat hakkı korunmuştur.

Yine kanunun 56. maddesinde hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Diyerek tazminat hakkı tanımlanmıştır.

Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.

Borçlar Kanununda manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara uğrayan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler.

Ancak; cismani zarar kavramına ruhsal bütünlüğün ihlali sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse bir kişinin cismani zarara uğraması durumunda, onun (ana, baba, eş, çocuk gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa (örneğin eyleme uğrayan yakın kişi %100 iş göremez duruma gelmişse) onlarında manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara uğrama söz konusudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.4.1995 gün ve 1995/ 11-122,1995/430 23.9.1987 gün ve E.1987/9-183 K.1987/655 sayılı kararları da aynı esaslara dayanmaktadır.

Maddi ve manevi tazminat aldıktan sonra vefat halinde mirasçıların tazminat hakkı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1994/9-489 Esas 1994/688 numaralı kararı da türü itibarı ile enteresan ve dikkat çekicidir. Dava konusu olayda sigortalı işçinin geçirdiği iş kazası sonucu, işverenden maddi ve manevi tazminat almış olması; bilahare ölmesi durumunda, kaza ile ölüm arasında uygun sebep sonuç bağlantısının bulunması kaydıyla, hak sahiplerinin manevi tazminat isteminde bulunmalarına engel değildir demiştir.

Somut olayda, iş kazası ile ölüm olayı arasında müterafik(Ortak ve birbirine karışmış kusur) illiyet bağları bulunmaktadır denilerek o itibarla da, yerel mahkemece sigortalı işçinin hak sahipleri lehine manevi tazminata karar verilmesi kural olarak doğrudur. Diye karar vermiştir.

Davanın seyri şöyle olmuştur; (… Davacıların miras bırakanı 1972 yılında geçirdiği iş kazası sonucu %98 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş ve bu kaza nedeniyle maddi ve manevi tazminatlarını almıştır. Daha sonra işlediği bir suç nedeniyle ceza evinde iken 1984 yılında ölmüştür.

Davacılar; ölümünden 9 yıl sonra, l983 yılında açtıkları bu dava ile miras bırakanın iş kazasından doğan maluliyeti nedeni ile öldüğünü ileri sürerek manevi tazminat istemişlerdir.

Mahkemece, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulundan alınan raporda; “…iyi bir bakım ile 12 yıl hayatını devam ettirdiği ve komplikasyonlar gözlenmediği, bir olay nedeni ile ceza evinde kaldığı süre zarfında yeterli bakım ile ihtimam eksikliğinden gluteal ve sakrol bölge ile topuklarda yaralar meydana geldiği…” felçli kişide bakım ve ihtimam yetersizliğinden ölüme neden olan yaraların oluştuğu, kaza ile ölüm arasında dolaylı illiyet bağı bulunduğu belirtilmiştir. Buna göre, kaza ile ölüm arasında uygun sebep-sonuç bağının bulunduğundan söz edilemez. Böyle olunca davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda dilettirilmiştir.

Hukuk Genel kurulunca;

Sigortalı işçinin, geçirdiği iş kazası sonucu, işverenden maddi ve manevi tazminat almış olması, bilahare ölmesi durumunda, kaza ile ölüm arasında uygun sebep sonuç bağlantısının bulunması kaydıyla, hak sahiplerinin manevi tazminat isteminde bulunmalarına engel değildir.

Somut olayda, çekişmesiz bulunan maddi olgular gözetildiğinde iş kazası ile ölüm olayı arasındaki müterafik illiyet bağlarının bulunduğunun kabulü gerekir.

O itibarla da, yerel mahkemece sigortalı işçinin hak sahipleri lehine manevi tazminata hükmedilmesi kural olarak doğrudur denmiştir

İş kazalarında davacıların izleyecekleri yol şöyle olmalıdır;

  • İlgili SGK. Sigorta Müdürlüğüne başvurup dosya açtırmak ve bir an önce müfettiş tahkikatı yaptırıp, davacıları SGK Sağlık Kurullarına sevk ettirmek;
  • Kalıcı veya geçici iş göremezlik derecelerini tespit ettirmek; iş kazasından zarar gören işçilerin işverene karşı maddi tazminat davası açabilmelerinin koşulu, öncelikle SSK İlgili Sigorta Müdürlüğü’ne başvurulup gerekli araştırmanın yaptırılması ve kaza geçiren işçilerin geçici veya sürekli  iş göremezlik derecelerinin Kurumca tespitini talep etmelidir. Bu işlem SGK ya karşı açılacak  “iş kazasının ve iş göremezlik derecelerinin tespiti” davası ile de yapılabilir
  • Cumhuriyet savcılığına iş kazası hakkında şikâyette bulunmak
  • 506 sayılı Yasanın ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değerinin kurumca hesaplanması istenmelidir. Açılan davalarda en çok yapılan hatalardan biri budur. Bu yapılmadan açılan davalarda Yargıtayın gelirlerin peşin değerleri belli olmadan verilen tazminat kararlarını reddettiğini görmekteyiz.
  • Tespit davasının sonunda SGK iş göremezlik gelirlerinin bağlanması beklenecektir

Şunu önemle belirtelim ki, işlemler veya tespit davası sonuçlanıp davacıların bedensel zararları açıklığa kavuştuktan sonra, eğer davacıların kalıcı sakatlıkları yoksa veya iş göremezlik dereceleri %10’un altında ise gelir bağlanmayacaktır.  İş göremezlik  dereceleri %10’un üzerinde ise gelir bağlanacak ve bağlanan gelirin peşin değerinden artan bir  zarar varsa, bu zarar   işverenin ödeyeceği tazminat tutarı olacaktır. Bu aşamada tazminatın “kazanç” unsuru çok önemlidir. Çünkü davacıların ücretleri asgari ücret düzeyinde ise, genellikle, tazminat tutarları  sigorta gelirlerinin peşin değerini aşamadığından, geriye işverenden istenecek bir meblağ kalmayacak ve davanın maddi tazminat bölümü ret ile sonuçlanacaktır.  Buna karşılık davacıların iş göremezlik dereceleri %10’un altında ise, SSK tarafından gelir bağlanmayacağından, %10’un altındaki sakatlık için işveren doğrudan tazminat ödeyecektir. Her iki durumda da, davacıların asgari ücretin üzerinde  ücret aldıkları kanıtlanmalıdır. Bunun için belge sunulması zorunlu olmayıp tanık anlatımları yeterlidir.

Sigorta girişi olmayan işçinin iş kazası halinde durumu 

Eğer bir kimse, kazadan  bir saat önce işe alınmış  olsa bile, 506 sayılı yasaya göre “sigorta” kapsamında bir işçidir. Hizmet akdi niteliğinde, zaman ve bağımlılık unsurlarını içerecek biçimde işe başlatılan bir kimse SGK ‘ya bildirilmemiş ve henüz sigorta sicil numarası almamış olsa dahi yasa kapsamında korunan bir işçi durumundadır. Henüz sigorta kaydının bulunmaması, olayın bir iş kazası sayılmasına engel değildir. Eğer işçi sigortaya kayıt ettirilmeden iş kazası geçirmişse, 506 sayılı yasanın  10.maddesine göre işveren sorumlu tutulmaktadır. Açıklanan bu nedenlerle, dava konusu iş kazası ile ilgili olarak ilgili SSK Sigorta Müdürlüğü’ne duyuruda bulunulurken, yalnızca işveren şirketin ad ve unvanının bildirilmesi ve kaza ile ilgili tüm tutanak ve belgelerin dilekçeye eklenmesi yeterlidir. Eğer davacıların daha önce başka iş yerlerinde çalışırken almış oldukları sigorta sicil noları varsa, bunlar mutlaka dilekçede belirtilmelidir.

İşveren hangi halde sorumlu olmaz

İşverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet( Ortaya çıkan zarar ile failin davranışı (fiil) arasındaki bağlantı) bağı yoksa işverenin sorumluluğundan söz edilemez.

Kusur sorumluluğunda şu hallerde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar,

  •      Mücbir neden,
  •      Zarar görenin ve 3. kişinin ağır kusurudur.

Öğretide illiyet(Ortaya çıkan zarar ile failin davranışı (fiil) arasındaki bağlantı) bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri için geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Kusurlu olmadığı halde işvereni, meydana gelen zarardan sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.03.1987 tarih ve 1986/9-722 Esas, 203  sayılı kararı da aynı doğrultudadır.

İlliyet bağı sorumluluğun temel öğesidir. Zararla eylem arasında illiyet bağının mevcut olması, zararın eylemin bir neticesi olarak ortaya çıkması, yani eylem olmadan zararın meydana gelmeyeceğinin kesin olarak bilinmesidir. Hiçbir hukuk düzeni mantık yasalarına göre mevcut olmayan illiyet’i yaratamaz. Mantık bakımından bu illete sonsuz zincir halinde neticeler bağlanabilir. Hukuki netice olarak zararın tazmin sorumluluğunun kabulü için, bir sebebe illi olarak bağlanan neticeler silsilesinin içinde hangi kesimin gerekli ve yeter olacağını belirlemek yine hukuk düzeninin görevidir.

 

Benzer Konu

Türkiye’deki Engelliler İle İlgili Yapılan Düzenlemeler

Engellilerimize neler yapılıyor? Engellilik; doğuştan veya sonradan gelen herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, …

5 yorumlar

  1. ismet aydınlıoğlu

    Özel bir ricam var zamanınız varsa,
    2000 yılı başlarından beri apartmanda kapıcı olarak çalışan biri var, bu günlere gelinceye kadar apartmanla sorunlar yaşamış apartman ihtar çekmiş,kapıcı cevap vermiş v.s. gibi ama apartman her seferinde devamına karar vermiş apartmanda oturanların yaşlı ve yöneticilik yapamayacağındanda istifade ederek bu günlere gelmiş,Haziran 2013 ayında apartmadaki kapıcı dairesini boşaltıp gitti,şimdide dava açıp haklarımı isteyeceğim diyor, apartman ilgilenemeyeceği için kapıcı ile apartmanı uzlaştırmaya çalışıyorum,
    kapıcının 3 sene gibi bir zamanı var emekliliğine apartman emekliliğe kadar senin sigortanı ödesin uzlaşın teklifi yaptım,kapıcı düşünüyor, maaş ödenmeden sadece sigortası ödenecek,
    acaba kapıcı ve apartmanın karşılıklı hakları için nasıl bir sözleşme yapılmalı, sonunda karşılıklı ibra olmak için hangi maddeler olmalı,
    kıymetli zamanlarınız için teşekkürler,
    ismet aydınlıoğlu

    • Merhaba İsmet bey,
      kapıcı kendi rızası iel işten ayrılmış ise kıdem tazminatı hak gibi bir iddiada bulunamaz siz iyilik oldun diye sigortasını ödeyelim diye düşünürken emeklilik halinde toplkam çalışma süresinin tazminatınıda ödemek durumunda kalacaksınız ayrıca çalışmadığı halde birini sigortalı göstermenin yasal sorumlulukları ile karşı karşıya kalabilirsiniz fakat buna rağmen biz mahkeme dava gibi şeylerle uğraşmayıp uzlaşalım diyorsanızda önerim iş hukuku konusunda çalışan bir avukatla görüşüp onun hazırlayacağı sözleşme ve taahhütnamelerle işlem yapın.

  2. benimde iş kazasıyla alakalı bir durumum var yardımcı olursanız sevinirim nevzat bey. ben 2009 ekim ayında iş kazası geçirdim çalışma ve sosyal güvenlik ilk kusur oranları ana firmaya %30 taşeron firmaya %30 yanımda çalışan yardımcıya %20 bana % 20 gibi oran verildi. ssk nın bana verdiği rapor oranı %80 şu andada halen davam etmekte 4 yıl dolmak üzere üzere sizce bu süre normalmi ikinciside ortalama maddi manevi tazminat tutarı ortalama ne kadar tutar. ilginize şimdiden teşekkürler

    • Savaş bey sorunuzdan dava açıldığını anlıyorum açılan dava sizin açtığınız bir davamı kamu davasımı avukatınızla görüşüp dosyanızı inceletmenizi davanızı takip etmenizi öneririm

  3. çok güzel bir paylaşım olmuş. Bu konuda fazla kaynak ve makale bulmakta zorlandım. Teşekkürler paylaşımınız için. İyi çalışmalar dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir