En Son
Ana Sayfa / Finans / Döviz Kuru Döviz Kurşunu Haline mi Geldi?

Döviz Kuru Döviz Kurşunu Haline mi Geldi?

Dolar’ın dünyada bu kadar hükümran oluşu nedendir? diye araştıracak olursak, bu resmin 2. Dünya savaşından itibaren kurulan bir sistemden kaynaklı olduğunu görürüz.

Peki Nedir Bu Sistem?

Bu soruya cevap için çok kısa bir tarih bilgimizi kontrol edelim.

Amerika Dolar’la Nasıl Hakimiyet Kurdu?

İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Bu düzenin kurucu aktörleri ABD ve SSCB olmuştur. Her iki devlet de kendi siyasi, ekonomik ve askeri düzenlerini dünyaya hakim kılmak için kıyasıya mücadeleye girmiştir.

Türkiye de bu yeni dünya düzeni içerisinde kendi konumunu belirlemeye çalışmıştır. Bu konumun belirlenmesinde SSCB’nin yaklaşımları, ABD ve Batı Avrupa’nın tutumu etkili olduğu gibi, Türkiye’nin kuruluşunda tercih ettiği siyasi ve hukuki yapı da etkili olmuştur. Türkiye İkinci Dünya Savaşından sonraki kurulan iki kutuplu dünya düzeni içerisinde tercihini, ABD’nin kurduğu demokratik, laik ve liberal düzenden yana yapmıştır.

İkinci Dünya Savaşından sonra dünya devletleri bu iki ülke etrafında kümelenmiştir. Bu kümelenmede her iki devletin kendi dünya görüşü çerçevesinde yapılandırılmaya çalışıldığı görülmüştür. Bu durum beraberinde iki ülke arasında kıyasıya bir mücadelenin de başlangıcını oluşturmuştur. ABD ve SSCB arasında başlayan bu mücadele; “Soğuk Savaş” dönemi olarak tarihteki yerini almıştır. Yeni dünya düzeni, 1945’ten sonra başlayan soğuk savaş ile inşa edilmeye başlanmıştır.

İnşa edilen yeni dünya düzeninin sac ayaklarından birini ekonomi, ikincisini askeri, üçüncüsünü siyasi yapılanma ve propaganda oluşturmuştur. Biz sadece bu sac ayağının ekonomik yüzüne bakacağız.

ABD kapitalist ekonomik sistemin, SSCB’de komünist ekonomik sistemin savunucusu idi. Bir taraf dünya çapında ticaretin ilkelerini koyarak liberal ekonomik sistemin kuruculuğunu ve koruyuculuğunu, diğer tarafta her şeyi devletin kontrolünde ve emrinde düzenlenmesi ile dikkatleri üzerine çekiyordu. 1946 yılında ABD tarafından kurulan IMF ve Dünya Bankası, uluslararası ticareti büyük kapitalist devletlerin adına yönetme ve kontrol etme görevini üstlenmiştir.

ABD İkinci Dünya Savaş’ından sonra 1949’da NATO’yu kurdurarak, kominizim korkusu üretmiş ve onlarca üsle her yeri kontrol etmiştir. Hedef ülkeler de kendi yapılarını kurmuştur. ABD, mali yardımla da ekonomik kontrolü tamamen eline almıştır. Hatırlayın; ABD’ye üç kuruş için gitmek zorunda kalan Başbakanlarımızı.

Dolar Dünyanın Parası Oluyor

ABD ikinci dünya savaşı sonrası galip devlet olarak masaya oturduğu New Hampshire eyaletinin küçük bir kasabası olan, Bretton Woods’ta, 1944 yılında gerçekleşen konferans sonrası varılan mutabakat sonucu pek çok ülke para birimini dolara, doları da altına endeksleyerek (1 ons altın 35 usd) dünya finans sistemine hükmetme yetkisi almıştı. O günden bugüne ABD dünyanın tek süper gücü olarak varlığını diğer ülkelere kabul ettirmeye çalıştı.

Dünya Milletleri ABD Halkının Refahını Finanse Ettiler

Amerika basılan her doların karşılığı FED (Amerikan Merkez Bankası) tarafından altın olarak karşılığının varlığını taahhüt etmiştir. Dünya bu güvence ile giderken, 1960’lı yıllarda, Amerika’ da Vietnam savaşından dolayı maliyetler artmıştı. Amerika elindeki altından daha fazla olan doları dünyaya pompalıyor yani kendine FAİZSİZ KREDİ sağlıyordu. ABD o tarihten bugüne karşılıksız para basmaya devam etti. Dünya milletleri ABD halkının refahını finanse ettiler. Uluslararası dolaşımda kullanılan 52 Trilyon USD rakamı bu istismarın ulaştığı boyutun büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Şu an ABD’nin borcunun gayri safi milli hasılaya oranı % 100’ü aştı. ABD bu oranla dünyanın en yüksek borçlu ülkelerinden birisi konumundadır.

1979 – 2018 arası iş başına gelen Amerika başkanları ülkeyi borç batağına soktular. Büyük askeri operasyonlar ve süper güç fantezileriyle hantal bir dev meydana getirdiler.

2008 ekonomik krizi, ABD’yi yeni bir yola itti. Bizi teğet geçen kriz son derece önemliydi. Bu krizde ABD karşılıksız bastığı dolarları piyasaya sürdü. Dolar bir anda en kolay bulunan para birimi oldu. Dolarlar özellikle de gelişmekte olan ülkelere yollandı.

Bu operasyon sonrası, şimdi Amerikan Merkez Bankası yani FED, başka bir operasyona başladı. Dolar piyasadan çekilip, hızla ABD’ye gelecekti. Para çekme operasyonları peş peşe gelince Dolar ana vatanına dönecek, Dolar borcu olanlar ise sıkıntı yaşayacaktı. Bazı şirketler de batma noktasına gelecekti, getirilecekti! Kabaca; 10 Dolar’lık bir şirketi 1 Dolar’a alma fırsatı doğacaktı.

Bu operasyon ile Pentagon’a yakın isimlerin kazanacağı bir dönem açılmak isteniyordu! Öte yandan ABD sadece piyasalara para vererek istediğini almayacaktı. Diğer taraftan parasını ABD’ye taşımak isteyenler sıraya girecekti. Çünkü FED faizleri artıracak, ABD Tahvilleri kapışılacaktı! Bu nedenle yatırımcılar gelişmekte olan ülkelerden kaçarak, Washington’a geliyordu. Birçok önemli iş adamı, Amerikan Büyük Elçilikleri ve Konsolosluklarından paralarını Washington’a getirmek için yardım istedi. Amerikan Hazine Bakanlığı yetkilileri de Amerikan elçiliklerine iş adamlarıyla görüşmesi için ikişer atama yaptı. Dolar hızla ana vatanına dönüyordu! Ayda 300 milyar Dolar’ın geldiği iddia edilmekte! Pentagon’un Dolar’ı çekerek, sonrasında da vererek, değerli olan şirketleri ucuza kapatmak gibi felsefeleri ve hedefleri var. Ayrıca dolar spekülasyonları kur ayarlamaları ile siyasi olarak da ülkelere, liderlere “Ben patronum dediğimi yapmazsan seni yok ederim, mahvederim” mesajı vermektedir. Bu ikaza uymayanlara da kurşuna çevirdiği kur (dolar) ile yok etme yoluna gitmektedir.

Kurşuna Dönen Kur Türkiye’de Ne Yapıyor?

Bizim tarihimizde, kimini sevinçle yad ettiğimiz, kimini hüzünle hatırladığımız pek çok dönüm noktamız bulunuyor. Son yıllarda yaşadığımız hadiseleri, milletimiz bakımından böyle bir dönüm noktası olarak görüyorum. Bölgemiz ile birlikte ülkemizi de kendi senaryolarına göre biçimlendirmeye çalışanların karşısına kendi irademizle kendi hedeflerimizle çıkma kararını verdiğimiz andan itibaren zorlu bir mücadelenin içine düştük. Ülke ve millet olarak tercihimizden asla pişman değiliz. Tam tersine bugün hep birlikte başı dik, alnı açık bir şekilde geleceğimize umutla bakabiliyor olmamızı, işte bu durumumuza borçluyuz. Her tercih gibi bunun da elbet bir bedeli var.

Bu bedeli;

Kimi zaman terörle mücadelemizde vermiş olduğumuz şehitlerle, gazilerle ödüyoruz,

Kimi zaman uluslararası alanda eşi benzeri görülmemiş çifte standartlara maruz kalarak, ayrımcılığa, haksızlığa uğrayarak ödüyoruz,

Kimi zaman, işte son günlerde olduğu gibi ekonomik faturalarla ödüyoruz.

Elini vicdanına koyan herkes, şu gerçeği kabul edecek; Türkiye’nin ne sınırları içinde ve dışında maruz kaldığı terör saldırıları, ne uluslararası alanda karşılaştığı riyakarlığı, ne de ekonomide oturtulmaya çalışıldığı kriz görüntüsünü hak edecek bir sorunu bulunmuyor.

ABD’nin bu hamlelerine karşı Çin ve Rusya’nın başını çektiği, İran ve Türkiye’nin de katılımıyla genişleyen anti amerikancı blok da yerel paralarla ticaret konusunda Fransız siyasetçi De Gaulle’in izinden gitmekteler.

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın ‘One Minute’ ve ‘Dünya 5’ten Büyüktür’ söylemi yukarıda özetlediğim tarihi gelişimin ruhuna uygun düşen meydan okumalarıdır. Dünyanın patronajının tek başına ABD’ye bırakılmaması, 1944’te oluşturulan düzenin artık sonuna geldiğimiz ve Birleşmiş Milletler dahil, uluslararası mekanizmanın yeniden yorumlanmaya ihtiyacı olduğu açıktır.

Dünya geldiği bu yol ayrımında Kaostan yeni bir düzen çıkarmak zorundadır.

Türkiye bir süredir olması gerekeni yapmaktan geri durmuyor. Referandum öncesinde Hollanda ile yaşanan krizde de benzer adımlar atıldı. Cumhurbaşkanının “diklenmeden dik durmak” tavrı ve duruşu artık bir zemine oturmuş durumda. IMF’ye hala borcumuz olsa, milli savunmada dışa bağımlığı en aza indirgemesek ve dost – düşman devlet tanımlarını değiştirmemiş olsak bu çizgiye gelir miydik peki? IMF görevlilerini resmi törenle karşıladığımız dönemleri düşünürsek, asla!

Bu halk hasret kaldığı bu devlet görüntüsünü çok sevdi, gurur duydu. Bir devletin olduğunu hissetmek de böyle bir şey işte.

Unutmayalım ki; bu ülke bizim. Suriyelilerin sığınacağı bir Türkiye vardı. Bizim bizden başka kimsemiz yok. O halde, bu oyunu bizim gibi düşünmeyenlere de doğru anlatmalı, “ülkeni sev, vatanına devletine sahip çık!” mesajı ile kucaklaşmalıyız, gün birlik ve devletle bütünleşme günüdür.

Kurşuna Dönen Kur Saldırısına Tedbirler

Türkiye Kurşuna Dönen Kur Saldırısı ve ekonomik sıkışıklığı aşmak için hem reel sektörde, hem de bankacılık sektöründe çeşitli hamleler yapıyor.

Geçtiğimiz günlerde iki bankanın daha katıldığı Kobi Destek Kredisi, bu yıl toplamda sekiz bankanın katılımıyla yeniden devreye sokuldu.

Devlet bankaları olan Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Vakıf Katılım, Ziraat Katılım’la birlikte İş Bankası, Yapı Kredi Bankası, Garanti Bankası da projeye destek veriyor.

İş dünyası “nefes kredisi” adı verilen destek kapsamında aylık % 1,85  yıllık ise % 22 ile kredi kullanabilecek.

Türk Lirası’nı güçlendirmek için ABD Doları ve Türk Lirası mevduat hesaplarındaki stopaj oranları da değiştirildi. Önümüzdeki günlerde TL’yi korumak için yeni adımların atılacağı görünüyor.

1 yıldan uzun vadeli TL cinsi mevduatlarda vergi yükü % 10’dan sıfıra indirildi.

Bir yıla kadar vadeli döviz cinsi mevduatlarda ise vergiler % 15’ten % 16’ya yükseltildi.

Mevduatlardaki yeni vergi oranları 3 ay geçerli olacak.

Bu Ülkenin Girişimcilerine, Yatırımcılarına Büyük Görev Düşen Bir Dönemdeyiz;

Dünyada kapitalist sistemin hegemonya kurduğu, bunu askeri ve siyasi alanlara da taşıdığını hepimiz görüyoruz. Devletimiz her bölgeye teşvikler, avantajlar sunuyor, bunu istismar etmeden ekonomiye katkı sağlamamız, ithalatı azaltıcı alternatif yerli üretimler, tarım, hayvancılık, sanayi yatırımları ile işsizliği azaltıcı ekonomik değer yaratıcı yatırımları artırmak zorundayız. Dışa bağımlı olduğumuz alanlarda mutlaka yerli ve milli emsaller üretmek artık sadece girişimcilerin değil, ülkeyi yönetenlerin, siyasilerin ve bu ülkede yaşayan, ülkesini seven herkesin görevi olmalıdır.

O zaman Ne Yapmalıyız?

Şunu unutmayalım; “Kriz dönemleri aynı zamanda fırsat dönemleridir.”

Bu ülkenin her bireyi on sene sonra geriye dönüp bakınca;

“2016’da bir hain darbe teşebbüsü olmuştu, o dönem Türkiye’yi bölmek isteyenler içeride ve dışarıda birçok faaliyet yürütülüyordu. Birileri de dövizi silah olarak kullanıp, ekonomileri batırmak, ülkeleri yönetmek için uğraşıyorlardı.  İşte o günlerde ben de ülkesini seven biri olarak kendi kendime karar vermiştim: 2. Dünya Savaşında yıkılan Almanya ve Japonya yeniden kurulabiliyorsa, bir Japon ülkesi için iki saat ücretsiz çalışabiliyorsa, ben tarihe yön vermiş asil bir ecdadın nesli olarak daha fazlasını yapabilirim. Her ne yapıyorsam daha iyisini yapacağım, her zaman çalıştığımdan daha fazlasını çalışacağım, patlayana kadar kafamı yorup yeni şeyler üreteceğim, taklidi değil, yerlisi, millisini üreteceğim. Ve bunu ben ve benim gibi düşünen vatanperver milletim yaptı. Bugün bu elde ettiğimiz başarıyı o günlere borçluyuz” diyebilelim.

New York’ta “Türk Ekonomisini batıracağız göreceksin” diyen Rothschild ve Kissinger, ekonomide suni kargaşayı maşalarıyla yapmaya başladılar. Dolar ve Euro’yu aşırı yükselterek, faizin Merkez Bankası tarafından arttırılması hedeflenmekte ve Türkiye gereksiz yere borçlandırılmaya çalışılmaktadır.

Bugünlerde başlatılan “TL’ye sahip çık” kampanyasını doğru buluyorum, imkanı olan herkesin  dövizinitürkiyeiçinboz kampanyasına destek vermesi gerekir.

Şimdi başka bir mücadele başlıyor. Döviz almayın, olanı bozdurun ki, küçük hesaplarımızla onların büyük hesaplarına gelmeyelim.

Milletimiz alın teriyle ve gerektiğinde kanıyla devletinin yanında olduğunu her zaman göstermiştir. Şimdi de oynanan oyunun farkında, İtidalli olarak Devletimizin yanında birlik ve beraberlik içinde olmak zamanıdır.

Benzer Konu

İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesinesine Düzenleme Geldi !

İhracat bedellerinin yurda getirilmesinde süre sınırı da dahil esasları düzenleyen Türk Parası kıymetini koruma hakkında …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir