En Son
Ana Sayfa / Makaleler / Vergi Cezalarından Kurtulma Yolları

Vergi Cezalarından Kurtulma Yolları

res59Tasfiye işlemlerini yapıp kapattığımız bir şirketimize gelen bir ceza ihbarnamesi bu haftaki yazımın konusunu oluşturuyor her ticaretle uğraşan kişinin yaşayabileceği vergi cezalarından kurtulma konusunu uzun ve kapsamlı bir konu olmasına rağmen çok kısa özetlemeye çalıştım.

  1. Ödeme  yapılabilir

Vergi usul kanunumuzun 368. maddesi ödeme sonucunda cezaların kalkmasını anlatmıştır Kesilen vergi cezaları taksit zamanlarından evvel tahakkuk etmişse taksit süreleri içinde; tak­sit süreleri kısmen veya tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmiş ise; geçmiş taksitler, tahakkuk tarihinden başlayarak bir ay içinde ödenerek kesilen cezalardan kurtulunabilir. Bu süre, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ge­reğince teminat gösterildiği takdirde, vergi kanunu ile belli taksit zamanına kadar ve taksit zamanı geçmiş ise üç ay uzatılabilinir.

  1. İdari  Çözüm aranabilir

Bir vergi ve ceza ihbarnamesi geldiğinde, dava açmadan önce, idari aşamada çözüm yolları aranabilir.

Örneğin; Yapılan işlemde bir “vergi hatası” varsa, düzeltilmesi talep edilebilir. Vergi hatalarının düzeltilmesine, ilgili vergi dairesi müdürü karar verir. Bu hatalar düzeltme fişine dayanılarak düzeltilir. Hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde, fazla vergi aynı fişe dayanılarak terkin ve tahsil olunmuş ise mükellefe reddolunur. Düzeltme fişinin bir nüshası, reddedilecek miktarla müracaat edeceği muhasebe ve müracaat süresi zikredilmek suretiyle mükellefe tebliğ edilir. Mükellef tebliğ tarihinden başlayarak bir yıl içinde parasını geri almak üzere müracaat etmediği takdirde hakkını kaybeder. Mükellefler, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilirler.

  1. Vergi  ve ceza için dava açma yoluna gidilmeyerek indirim talep edilebilir

İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi veya vergi farkını ve aşağıda gösterilen indirimlerden arta kalan vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarını. Mükellef veya vergi sorumlusu ihbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay için­de; “Vergi Usul Kanunu’nun 376. maddesine göre ödeyeceğim” diye bir dilekçe verirse,

  • Vergi zıyaı  cezasında kesilen cezanın birinci defa da yarısı; müteakiben kesilenlerde üçte biri;
  • Usulsüzlük veya özel  usulsüzlük cezalarının üçte biri indirilerek  ödenebilir.

Mükellef veya vergi sorumlusu ödeyeceğini bildirdiği vergi ve vergi cezasını yukarıdaki yazılı süre içinde ödemez veya dava konusu yaparsa bu madde hükmünden faydalandırılmaz. Yukarıdaki hükümler vergi aslına tabi olmaksızın kesilen usulsüzlük cezaları hakkında da uygulanır.

  1. Uzlaşma başvurusunda bulunulabilir.

 Uzlaşma, vergi ve cezanın tutarı konusunda pazarlık edilmesi suretiyle indirim anlamına geliyor. Uzlaşma talebi için mükellefin bizzat veya resmi vekâletine haiz vekili yazılı olarak yetkili uzlaşma komisyonuna müracaat etmesi gerekmektedir. Uzlaşma talebine ait dilekçe, mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinin bulunduğu il veya ilçede bulunan uzlaşma komisyonuna verilir. Bu dilekçenin yetkili uzlaşma komisyonuna taahhütlü posta ile gönderilmesi de mümkündür. Uzlaşma talebi, ihbarnamede yazılı verginin tamamı için yapılır.

Uzlaşma talebinin, vergi ihbarnamesinin mükellefe tebliğ tarihini takip eden günden itibaren 30 gün içinde yapılması , Uzlaşma talebinin süresinde ve usulüne uygun şekilde yapıldığının ve komisyonun yetkisi içinde bulunduğunun anlaşılması halinde, uzlaşma ile ilgili olarak yapılacak görüşmelere bizzat katılması veya resmi vekâletine haiz vekilini bulundurması hususu; görüşmenin tarihi, yapılacağı yer ve saati komisyon sekretaryası tarafından yazı ile ve en az on beş gün önceden mükellefe bildirilir. Mükellefin istemesi halinde on beş günlük süreye bağlı kalınmaksızın daha önceki bir tarih, uzlaşma günü olarak belirlenebilir. Yapılan görüşme sonucunda uzlaşma sağlandığı takdirde uzlaşma komisyonu durumu düzenlenen tutanakla tespit eder. Vergi sorumlusuna imza karşılığında tebliğ edilerek tebliğ işlemi gerçekleştirilir. Üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit edilen hususlar hakkında dava açılamayacağı gibi hiçbir merciye şikâyette de bulunulamaz. Uzlaşma tutanağının vergi dairesine intikali üzerine tarh ve tebliğ edilmiş olan vergi ve ceza, uzlaşılan vergi miktarına göre düzeltilir.

Uzlaşma görüşmeleri nerede yapılır?

Uzlaşma görüşmeleri aşağıda tablo halinde yazdığım vergi veya cezanın tutarına göre aşağıdaki uzlaşma komisyonlarının birinde yapılır

a)      İl Uzlaşma Komisyonu: Defterdarın veya tevkil edeceği kişinin başkanlığında gelir müdürü ile vergi dairesi müdüründen oluşur.

b)      İlçe Uzlaşma Komisyonu: Müstakil vergi dairesi bulunan ilçelerde, vergi dairesi müdürünün başkanlığında müdür tarafından belirlenecek bir müdür yardımcısı ve şeften oluşur. Müdür yardımcısı veya şef bulunmaması halinde komisyonda bunların yerine görev yapanlar üye olur. Bağlı vergi dairelerinde komisyon malmüdürünün başkanlığında gelir şefi ve memurundan oluşur. Gelir şefi bulunmaması halinde yerine gelir şefliği memurlarından birisi üye olur.

c) Vergi Dairesi Başkanlıklarında Uzlaşma Komisyonu: Vergi dairesi başkanının başkanlığında vergi müdürü ve müdür yardımcısından oluşur.

d)      Merkezi Uzlaşma Komisyonu: Mahalli uzlaşma komisyonlarına tanınan yetki sınırlarını aşan vergi, resim ve harçlarda uzlaşmak üzere kurulan Merkezi Uzlaşma Komisyonu, Maliye Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlığında, Genel Müdürlüğün bağlı olduğu Müsteşar Yardımcısı ve Gelirler Genel Müdürü’nden oluşur.

Bu komisyonlar üyelerinin tamamının katılmasıyla toplanırlar ve çoğunlukla karar verirler. Komisyon başkan ve üyelerinin herhangi bir nedenle görevlerinin başında bulunmamaları halinde, bunlara vekâlet edenler komisyonda görev yaparlar.

Uzlaşma   Komisyonlarının Yetki Sınırları
a) Vergi   Dairesi Başkanlığı kurulmayan yerlerde yetki sınırları

Uzlaşma     Komisyonları Yetki Sınırı (TL)
Vergi Daireleri     Koordinasyon Uzlaşma Komisyonu 3.000.000,00
Defterdarlık     Uzlaşma Komisyonu 50.000,00
Vergi Dairesi     Uzlaşma Komisyonu İl merkezlerindeki 3.000,00
İl merkezleri     dışında yer alan Vergi dairesi     bünyesinde kurulan 15.000,00
Mal müdürlükleri     bünyesinde kurulan 3.000,00

b) Vergi   Dairesi Başkanlığı kurulan yerlerde yetki sınırları

Uzlaşma Komisyonları Kurulma Bölgesi Yetki Sınırı (TL)
Vergi Daireleri     Koordinasyon Uzlaşma Komisyonu 3.000.000
Vergi Dairesi     Başkanlığı Uzlaşma Komisyonu  Vergi Dairesi Başkanlığı 300.000–900.000
Vergi Dairesi     Uzlaşma Komisyonu  Vergi Dairesi Başkanlığı Vergi Dairesi     Başkanlığı 35.000
İl Merkezlerindeki     Vergi Dairesi Bünyesinde Kurulan Grup Vergi Dairesi     Başkanlıkları 3.000–30.000
İl Merkezleri     Dışında Yer Alan Vergi Dairesi     Bünyesinde Kurulan Grup Vergi Dairesi     Başkanlıkları 15.000–30.000
Mal Müdürlükleri     Bünyesinde Kurulan Grup Vergi Dairesi     Başkanlıkları 3.000–6.000

c) Büyük   Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı Uzlaşma Komisyonu’nun yetki sınırı

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı   Uzlaşma Komisyonu’nun yetki sınırı 2.000.000,00 TL’dir. Bu sınırı aşan   uzlaşma talepleri tutarına göre Vergi Daireleri Koordinasyon Uzlaşma   Komisyonu veya Merkezi Uzlaşma Komisyonunca sonuçlandırılır.

d) Merkezi   Uzlaşma Komisyonu’nun yetki sınırı

3.000.000   TL’yi geçen uzlaşma talepleri Merkezi Uzlaşma Komisyonu tarafından   sonuçlandırılır.

Uzlaşma ile ilgili kritik birkaç noktayı ise şöyle özetleyebiliriz

a) Uzlaşmalarda İndirim oranı konusunda yasal bir sınırlama yoktur. Dosyanın durumuna göre cezanın yüzde 90-99’u, verginin ise yüzde 10-70’i kaldırılabiliyor.

c) Uzlaşılan vergi ve cezanın, vadesinde ödenmemesi, indirilen kısmı ortadan kaldırmıyor.

d) Uzlaşma “tarhiyat öncesi” ve “tarhiyat sonrası” diye ikiye ayrılıyor.

— Tarhiyat öncesinde, vergi-ceza ihbarnameleri tebliğ edilmeden, vergi inceleme raporundaki belirlemelere göre, uzlaşma pazarlığı yapabilirsiniz

— Tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusu ise, vergi-ceza ihbarnamelerinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılabiliyor.

e) Uzlaşma görüşmeleri sırasında, belli bir tutar üzerinde anlaşmaya varılamaması halinde, “vergi mahkemesinde dava açma yolu” kapanmıyor.

f)Tarhiyat öncesi ya da sonrası uzlaşmadan, yalnızca biri talep edilebiliyor.

  1. Dava      Açma Yoluna gidilebilinir
  • Müddeti içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabı uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gidebilir.
  • Ancak, hem cezada indirim yaptırıp hem de dava açma yoluna gitmek mümkün değil. Aynı şekilde, uzlaşma yolu ile vergi ve cezanın tutarı konusunda anlaşmaya varan bir mükellefin, ayrıca dava açması da mümkün değil.
  • Mükellefin, vergi ve cezanın belli bir kısmı için uzlaşması örneğin; KDV ile ilgili vergi ve cezada uzlaşması belli bir kısmı için de örneğin; Kurumlar Vergisi ile ilgili vergi ve cezaya karşı dava açması da mümkündür.
  • Mükellef veya ceza muhatabı aynı vergi veya ceza için uzlaşma talebinden önce dava açmışsa dava, uzlaşma işleminin sonuca bağlanmasından önce vergi mahkemelerince incelenmez; herhangi bir sebeple incelenir ve karara bağlanırsa bu karar hükümsüz sayılır. Uzlaşmanın vaki olması halinde mükellef, üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaya (bunlardan birisi üzerinde uzlaşılmış olsa dahi her ikisine); adına sadece ceza kesilmiş bulunan, üzerinde uzlaşılan bu cezaya karşı dava açamaz.
  • Uzlaşmanın vaki olmaması halinde mükellef veya ceza muhatabı; tarh edilen vergiye veya kesilen cezaya, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren genel hükümler dairesinde ve yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilir. Bu takdirde, dava açma müddeti bitmiş veya 15 günden az kalmış ise bu müddet tutanağın tebliği tarihinden itibaren 15 gün olarak uzar. Uzlaşmanın vaki olmaması halinde, durdurulmuş olan davanın görülmesine, vergi dairesince bildirilmesi üzerine vergi mahkemesinde devam olunur.
  • Vergi ve cezalar için “teminat” istenmesi durumunda, belirlenen süre içinde teminat gösterilmesi gerekiyor. Teminat istenmesine esas olan olayda; açıkça hukuka aykırı bir durum varsa ve telafisi imkânsız zarar ortaya çıkacaksa, “yürütmeyi durdurma ve iptal” davası açılabilir. Bu gibi durumlarda, vergi mahkemesi vergi dairesi savunması alınana kadar yürütmeyi durdurma kararını, öncelikli olarak verebilir ya da vergi dairesinin savunma süresini kısa tutabilir.
  • Dava açma konusu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunumuzun 7’nci maddesinin 1’inci fıkrasında, dava açma süresinin, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu belirtilmiştir. 15’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde ise, süre aşımı halinde davanın reddine karar verileceği hükme bağlanmış. Aynı Kanunun 10’uncu maddesinde de, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içerisinde cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı; ilgililerin, altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre, Danıştay’da, idare ve vergi mahkemelerinde dava açabilecekleri; altmış günlük süre içinde idarece verilen cevabın kesin olmaması halinde, ilgilinin, bu cevabı, istemin reddi sayabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği; bu takdirde, dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği; dava açılmaması veya davanın reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitiminden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği öngörülmüştür.

Vergi Cezalarında Gecikme Faizi Uygulanır mı?

Vergi usul kanunun 112/3 maddesinde bu konu şöyle tanımlanmıştır.

İkmalen, re’sen veya idarece tarhiyatlarda vergi için ait olduğu vergilendirme dönemine ilişkin normal vade tarihinden

  • Dava açılmamışsa tahakkuk tarihine,
  • Uzlaşma talep edilmiş ve uzlaşmaya varılmışsa uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe,
  • Dava açılmışsa vergi mahkemesi kararının tebliğ tarihine
  • Kadar ayrıca gecikme faizi hesaplanacaktır.

2010/965 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 19.10.2010 Tarihinden İtibaren gecikme faizi oranı aylık %1.40 olarak uygulanır

Ödeme Emrinde Durum

Yukarıdaki açıklamamız, vergi ceza ihbarnameleri ile ilgili idi. Bir de “ödeme emri” diye bir olay var.
Ödeme emrine gelince durum değişiyor. Ödeme emrine karşı dava açılması vergi ve cezanın tahsilâtını durdurmuyor. Nedenine gelince, ödeme emri vergi ve cezanın kesinleşmesi halinde düzenleniyor. Ancak ödeme emrine karşı, tebliğinden itibaren 7 gün içinde dava açılıp “yürütmeyi durdurma” talebinde bulunulması ve bunun da uygun görülmesi halinde, mahkeme sonuçlanıncaya kadar tahsilât yapılamıyor.

Ödeme emrine karşı dava açıldığında, üç iddia öne sürülebilir.

Böyle bir borcum yoktur, ödenmiştir. İşte makbuzları.

Borcun bir kısmı ödenmiştir, işte makbuzları.

Benden istenen vergi ve ceza, zaman aşımına uğramıştır. Denilebilir.

Benzer Konu

İşte Kalp Krizi Geçiren İşçiye İşverenin Sorumluluğu?

Kalp krizi sonucu ölüm, doğal olarak nitelendirilebilecek bir ölüm olup işçinin ölümü bazen iş yerinde …

18 yorumlar

  1. Çorum vergi dairesine Mart 2012 yılında Amasyada kirada olan evim için gittim beyanda bulundum. 420 TL kira aldığımı, evimi bankadan kredi çekerek aldığımı, 3 çocuğum olduğunu okuduklarını, başka evim olmadığını kendiminde şu an çorumda 260 tl kira vererek oturduğumu beyan ettim. Bana 0radaki görevli 5 yıl vergi dairesine gelme, sen evi baka kredisi ile almışsın, eğitim giderin var.Belirlenen vegi diliminde değilsindedi bende 2012 yılının beyan için bu sene yani Mart 2013 de vergi dairesine gidip beyanda bulunmadım. Ben vergi dairesine beyana gitmeyince Çorum vergi dairesi amasya vergidairesine yazı yazrak benim aldığım vergiyi tespit için amasya vergi dairesine yazı yazmış. Kiracım beni aradı.Abi vergi dairesinden geldiler ödediğim vergiyi soruyorlar dedi. Bende kiracıma verdiği420 TL soyle dedim. Neticede Çorum Vergi dairesi bana 567 TL vergi borcu,567 TL ceza vermiş takdir komisyonu kararı ile;

    Vergi dairesine gittim itiraz ettim.Benim beyanda bulunmamam vergi dairesinde çalışanmemurun sözü üzerine olmuştur dedim yoksa niye bulunmayayım, ben zaten geçen sene kendim geldim soyledim dedim.

    Ayrıca bana beyanda bulumadığım için beni arayıp sormadılar. dosyamı dahi açmamışlar dedim insan bir telefon açar dedim bana bilgi verir dedim. Bana neden beyanda bulunmadığıma dair tebligat yapmadılar. Ancak Takdir komisyonunun kararını 09.09.2013 tarihinde bana tebliğ ettiler. İtiraz ettiğim için uzlaşmaya gireceğim. cezanın yarıya düşebileceğini diğer yarısını ödettirirler deniyor çevremden.

    şimdi ben bu cezadan tamamen veya 50-100 TL ile nasıl kurtulurum Bana bu konuda ayrıntılı olarak yardımcı olamanızı bekliyorum Benim bu parayı gerçekden odecek durumum yok. 30 günlük sürem varmış. Önümüz kurban bayramı, okullar açılıyor, evin taksidi ,önümüz kış acil bu konuda yardım bekliyorum. tel:0505 3775152 e-posta candanolsun05@hotmail.com

    • Turhan bey merhaba,
      kira gelir vergisi muafiyeti 2013;
      1- 2012 yılında konut kira gelirleri toplamda 3.000.-TL yi aşmayanlar kira geliri beyanı vermez.
      2- 2012 yılında işyeri kira geliri 25.000.-TL yi aşmayanlar (kiracının ödediği stopaj öncesi tutar dikkate alınır) kira geliri beyanı vermez
      Yukarıda aldığım rakamlara göre beyanda bulunmanız gerekirdi bunu yapmadığınız için takdir komisyonu ceza kesmiş takdir komisyonunda genel uygulama vergi aslının alınarak cezanında %10 a kadar indirilmesi şeklindedir
      Uzlaşma sonrası vergi dairesine müracat ederek borcu taksitlendiriseniz ödemeni,z kolay olabilir

  2. Merhaba Nevzat Bey,

    Çok kısa bir soru da benim olacak. Vergi iptali için açılan davanın vergi mahkemesince reddedilmesi halinde, ilgili vergi dairesi, vergi ziyaı cezası tahhakkuk ettirebiliyor mu 341. madde kapsamında?

    Teşekkürler,

    Saygılarımla,

    • Serdar bey merhaba,
      vergi borcundan dolayı dava konusu yapılması gelir idaresinin takibatına engel değildir. Dava konusu yapılan borç vergi ziyaı gerektiren bir borç ise tarhiyat yapılır eğer vergi aslı için açtığınız davayı kazanır iseniz ziya ait tarhiyatlarda kalkar

      • Çok teşekkürler Nevzat Bey. Stopaj vergisinin farklı oranda uygulanması gerektiği ile ilgili olarak bir iptal davası açmıştık. Bu konuda çok araştırdım ancak ne bir makale ne de kaynakta rastlayamadım. Açılan dava nedeniyle, verginin tahsili geciktiği için sanırım bir de vergi ziyaı cezası salınıyor.

  3. Nevzat bey 2008-2009 dönemlerinden incelemeye girdiğimden bazı mimli firmaların faturaları tespit edildi kdv de kullanılmış göründüğü için inceleme sonucunda uzlaşmada usulsuzlük vergisinden %1 in altında bir rakamla kurtulduk lakin bu dönemler içindeki kdv ler vergi ziyai bunlar birleşince 159 milyarlık bir bor ortaya çıktı ve bugün itibari ile ödeme emri elime ulaştı.Bu borçla ilgili indirim talep edemiyorum sanırım fakat onu bu rakamla alakalı vergi dairesi bana bir kolaylık tanımaz mı taksitlendirme gibi

    • Burcu hanım merhaba,
      vergi borçlarında idare kdv borçlarından dolayı yapılandırma,taksit vs yapmaz fakat diğer borçlar için taksitlendirme talep edebilirsiniz

  4. merhaba nevzat bey benım sorum şu bı mukellefe defter ıncelemesı sonucu vergı cezası cıkarılmıs ama soylennene gore vergı memuru tarafından uzlaşma imkanı olmadan yanı uşlaşma yolu kapalı denmiş böyle bir şey söz konusumudur .. yoksa sahıs her türlü uzlaşma için basvuru yapabılırmı tesekkurler sımdıden

    • Suat bey merhaba,
      Kaçakçılık suç ve cezalarından dolayı vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda kesilecek ceza uzlaşma kapsamı dışındadır. Durumuz bu ise uzlaşma yolu kapalıdır

  5. Merhaba üstat inceleme sonucu vergi ve vergi ziyaı cezalarına dava açtık ve davayı kazandık. ancak vergi dairesi tekrar tarhiyat yaparak ihbarnameleri tarafımıza gönderdi tekrar dava açarsak davayı kazanırmıyız

    • Merhaba ,
      Vergi idaresinin ikinci tarhiyatı aynı konuda ise tekrar açaçağınız davada birinci gibi sonuçlanır fakat ikinci tarhiyat başka bir hususta ise tarhiyat konusunu incelemek gerekir

  6. selam ben 2009 un subat ayında limited şirketimi devrettim 3 ortaktık başkalarına devrettik usüllere uygun bir şekilde ama bana devir tarihinden sonraki dönemlerin borcunu yüklemeye çalışıyor vergi dairesi 2009 yılının şubat ayında noter satışı ile ticaret sicil gazetesinde yayımlanarak devretmiş olduğum şirketin bu dönemden sonraki borçlarından ben sorumlu oluyormuyum böyle bir saçmalık varmı konuyla ilgili beni aydınlatabilecek bir arkadaş varmı?

    • Merhaba Seyrani bey,
      tabiki soru cevaplarken bayan erkek ayrımı yapmıyorum amacım sadece insanlara yardımcı olmak uzun bir süredir iş yogunluğum dolayısı ile sorulara cevap veremedim fakat gelen sorular o kadar cokki tek başıma bunlarıo cevaplamam imkansız gibi o yüzden günde 5-10 soruya cevap vermeye çalışıyorum
      sizin sorunuza gelecek olursam;
      Bilindiği üzere 6183 sayılı Kanunun 35’inci maddesine göre, limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludurlar.
      Ortak şirketteki payını devredecek olur ise de, payı devreden ve devir alan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu olacaklardır. Yine amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde de müteselsilen sorumluluk söz konusu olacaktır.
      Şirket hisselerinin devredildiği tarihten sonraki dönemlere şirketin vergi ve SGK borçları ödenmedi diye vergi daireleri ve SGK’lar borçları öde diye ödeme emri gönderebilmektedir.
      Vergi daireleri ile SGK’nın yaptığı işlem ilk planda hukuki gibi gözükebilir. Ancak yargı bu konuda vergi daireleri gibi düşünmemektedir. Bir Danıştay Kararına göre, Türk Ticaret Kanunundaki tescil ve ilan edilmiş hususlarda yapılan değişikliklerin de tescil ve ilan edilmesi zorunluluğunu öngören düzenleme, bu işlemlerin geçerlilik şartı olarak değil, iyi niyetli üçüncü kişilerin korunması amacıyla öngörülmüş olup, ortaklıktan fiilen ayrılmakla, şirketin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi hususunda yetkisi kalmayan kişi, 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca şirketin vergi borçlarından sorumlu tutulamayacaktır. Danıştayın bu yönde emsal kararları bulunmaktadır.
      Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.01.2013 tarih ve 2012/21-734 Esas, 2013/152 Kararına göre;
      “…davacının dava dışı şirketteki temsil yetkisinin sona ermesi ve yerine yeni temsilci atanmasının sicil gazetesinde ilanının, işlemin hukuken varlık kazanmasına değil, bu hususun üçüncü kişilere açıklanması amacına yönelik olduğu, dolayısıyla inşai değil bildirici bir işlem olduğu açıktır.
      …ticaret siciline tescil, kural olarak bildirici etkiye sahiptir. İstisnai olarak, ticaret unvanı ve işletme hakkının korunması, ticaret şirketlerinin tüzel kişilik kazanabilmesi, esnaf işletmelerinde ticari mümessil tayini, anonim şirketlerde ana sözleşmenin değişikliğinin hüküm ifade etmesi ve ticari işletme rehni halleri için ticaret siciline tescil, zorunlu ve kurucu niteliktedir.
      …şirket temsilcisi veya ortağın kamu alacaklarına karşı sorumluluğu ilan edilmemenin sonuçlarına bağlanamaz, zira kamu kurumu 6762 sayılı Kanunun 38 ve 39 maddeleri anlamında üçüncü kişi olmadığı gibi, tescil edilmemeye dayanabilmesi için yetkisiz temsilcinin şirket adına işlem yapması zorunluluğu bulunmaktadır.
      …Davacının şirketi temsil yetkisi, 1994 yılında sona ermiş olup kurum tarafından talep edilen alacak, davacının kendisinin fiilen gerçekleştirdiği bir hukuki işlemden kaynaklanmadığı gibi kendisinin sorumlu olduğu dönemde ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen bir prim borcu da değildir.
      …Temsil yetkisinin sona erdiğinin ticaret sicil gazetesinde ilanı iyi niyetli üçüncü kişileri korumaya yönelik olup, davacı temsil yetkisi sona erdikten sonra şirketi borç altına sokacak hukuki bir işlem yapılmadığından davacının kendisinden sonra şirket adına yetkili temsilcilerin ödemesi gereken bir borçtan dolayı şahsi sorumluluğu bulunmamaktadır.”
      İlgililer kararın tamamını okuyarak daha detaylı bilgi edinebilecektir. Ancak şunu belirtelim ki, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu hisse devri ve müdürlükten istifanın ticaret sicilinde ilan edilmemesi nedeniyle SGK prim borçları nedeniyle sorumlu tutulmasını kabul etmemektedir. Ancak uygulamada bu tür durumlarda hissesini devreden ve müdürlükten istifa edenlere de ticaret sicilinde ilan yapılmadı diye borç çıkarmaktadır.
      Hem Danıştay hem de Yargıtay kararlarına rağmen vergi daireleri ile SGK’ların işlem yapması hem yargının yükünü artırmakta, hem de hissesini devreden ve müdürlükten istifa edenleri gereksiz yere huzursuz etmektedir. Vergi daireleri ile SGK’lar yargı kararları ışığında hareket etmelidir.

  7. mahkemeye başvurmamı söylediler vergi dairesinden başvurdum geç itirazdan dolayı red oldu istinaf mahkemesine başvurdum ne yapmalıyım devrettiğim tarihten sonraki borçlardan sorumlu tutuluyorum usullere uygun devrettiğim halde kazanırmıyım sizce sigortalı çalışıyorum aslına bakarsanız söz konusu şirketle hiç alakam yok aile bireylerim tarafımdan kurulup devredilen bir şirket ama benide ortak yapmışlar sadece devir ettiğimiz tarihe kadar olan borçlardan sorumlu olmuyormuyum kanunen

  8. Merhaba
    Bir süredir işlerim yolunda gitmiyor kiralarımı bile ödemekte zorlanıyorum Güngören vergi dairesinde 52.000 tl vergi borcum görünüyor banka hesabım hacizli işyerimi kapatmak üzereyim iflas gösterip kapanış verdikten sonra bu borç ne olacak maaşla çalışıp ödemekte mümkün görünmüyor üzerime gayrimenkul araç vs hiç bir şeyim kalmadı Haciz veya hapis cezası ile karşılaşabilirmiyim zira ödeme durumum olmadığından hergün faiz işliyor
    %90 engelli birde çocuğum var

    • Emir bey merhaba,
      amme borçları işyeri kapansada devam edecektir borçlarınızı yapılandırarak ödeme imkanınız var ise vergi dairesi ile bunu görüşüp borçlarınızı yapılandırın amme borcundan dolayı hapis yatılsa bile bu borcu ortadan kaldırmaz ancak borcun ortadan kalkma halleri dışında borç devam eder

  9. Merhaba Nevzat Bey, benim sorum babamın biz çocukken benim ve kardeşlerim adına açtığı limited şirketi ile ilgili. 13, 11 ve 8 yaşındaki çocuklarını şirket ortağı yaparak ve kendisini de yetki sahibi göstererek 1999-2000 yıllarında limited şirketi kurmuştur. Şirketin o dönemki iş yerimizin kapanmasından sonra kapanışı gerçekleşmemiş geçen yıllar içinde faaliyette bulunuyormuş gibi naylon fatura işlerine girişilmiş. Geçen yıllar içerisinde herhangi bir kazanç elde edilmediği gibi vergi borcu faiziyle katlanarak büyümüştür. 2007 tarihinde şirketin kapanışı gerçekleştiğinde sadece şahsıma düşen borç miktarı 50.000 TL olmuş. Tabii bu miktar günümüze kadar faizi ile artarak katlanmış durumda. Ben daha akîl baliğ değilken adıma açılan şirket sebebiyle üzerime milyarlarca vergi borcu görünüyor. Ben şuan üniversite öğrencisiyim. Devlet, burslarım ve öğrenim kredime bile haciz koymuş durumda. Maddi anlamda zaten zorluklar içinde hayatımı idame ettiriyorum. Bir avukata gidip danışacak kadar bile param yok. Hukuki olarak neler yapmam gerekiyor lütfen bana yardımcı olun…

    Başıma öyle bir bela açılmış ki bir yerde çalışsam maaşıma el koyacaklar. Psikolojik anlamda çok yıpranmış durumdayım. Artık kurtuluş olarak intihar etmeyi düşünüyorum.

    • Merhaba Hilal hanım,
      sorunun son cümlesini sevmedim“Artık kurtuluş olarak intihar etmeyi düşünüyorum” hayatta herşey bizim için bazen zorluklar sıkıntılar yaşayabiliriz ama bu mücadele etmemizi engellememeli ümidinizi kaybetmenize sebep olmamalı Allah büyüktür mutlaka bir yol bulunur.
      Sizin için bu konuyu daha detaylı araştıracağım ama ilk araştırmamda bu konu ile alkalı yasal mevzuatı şöyle özetleyebilirim;
      Bilindiği üzere limited şirket kanuni temsilcileri ve ortakları şirketin ödenmeyen vergi borçları nedeni ile sorumlu tutulmaktadır
      Kanuni temsilcisin sorumluluğu
      Vergi Usul Kanununun 10 ’uncu ve 6183 sayılı Kanunun 35 ’inci maddeleri uyarınca, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
      Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
      Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.
      Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
      Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
      Kanun düzenlemesinden de açıkça anlaşıldığı üzere, vergi borcunun öncelikle şirketten tahsil edilmesi gerekmektedir. Kanuni temsilciye gidilebilmesi için borcun şirket tarafından ödenemiyor olması gerekir. Aynı anda hem şirketten hem de kanuni temsilciden borcun tahsili yoluna gidilemeyecektir. Kanuni düzenleme açık ve nettir. Öncelikle şirkete gidilecektir.
      Hemen vurgulayalım ki, kanuni temsilci şirketten tahsil edilemeyen borcun tamamından sorumludur. Ortaklarda olduğu gibi sınırlı sorumluluk değil tam sorumluluk söz konusudur.
      Limited şirket ortaklarının sorumluluğu
      6183 sayılı Kanunun 35 ’inci maddesi uyarınca da, limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
      Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
      Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
      Limited şirket ortakları bakımından da vergi borçlarının şirketten tahsil edilememiş ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekmektedir. Doğrudan şirket ortağına başvurulamayacaktır. Bu kanunun açık hükmüdür. Limited şirket ortakları vergi borcunun tamamının ödenmesinden değil, hisseleri oranında sorumlu olacaklardır.
      Kanuni düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, kanuni temsilciler ödenemeyen borcun tamamından sorumlu iken, ortaklar hisseleri nispetinde sorumludur. Bu anlamda limited şirket kanuni temsilcilerinin sorumluluğu ortaklara göre daha ağırdır. Yeni TTK 623’üncü madde hükmüne göre, ortaklardan en azından biri şirketi yönetim hakkına ve temsil yetkisine sahip olmalıdır. Bu durumda, hem ortak hem de kanuni temsilci olan bir ortak, kanuni temsilci sıfatıyla borcun tamamının ödenmesinden sorumlu olacaktır. Halbu ki, kanuni temsilci olmayan bir ortak ise sadece hissesi oranında ödenemeyen vergi borcundan dolayı sorumlu tutulacaktır. Örneğin, %1 hisseye sahip ortak aynı zamanda kanuni temsilci ise ödenemeyen borcun %1’inden değil tamamından dolayı tüm mal varlığı ile sorumlu olacaktır. Eğer ki, %1 hisseye sahip ortak kanuni temsilci olmasa idi ödenemeyen borcun %1’inden sorumlu tutulabilecekti. Şirketten tahsil edilemeyen borç için öncelikle kanuni temsilciye mi, yoksa ortağa mı gidilecektir?
      Şirketten tahsil edilemeyen amme borçları için öncelikle ortağa mı yoksa kanuni temsilciye mi gidileceği yönünde herhangi bir sıralama kanunda yapılmış değildir. Bu nedenle de şirketten tahsil edilemeyen amme borçlarında borcun tamamı için şirketin kanuni temsilcisine gidilebileceği gibi, hisseleri oranında da ortaklara gidilebilecektir. Alacaklı kamu kurumu ister kanuni temsilciye, ister ortağa, isterse de her ikisine birden aynı anda gidebilecektir. Nitekim Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 2010/184 Esas nolu ve 2012/97 Karar nolu Kararında da bu husus vurgulanmıştır.
      Sonuç olarak, limited şirketlerde şirketten, tahsil edilemeyen amme borçları için kanuni temsilciye borcun tamamı, ortaklara sadece hisseleri nispetinde borçları için başvurulabilecek ve hem ortağa hem de kanuni temsilciye birlikte gidilebilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir